Ocak 1989’da Bulgaristan’da Aleksandır Hristov ismiyle doğduktan sonra daha bir yaşında bile değilken ailemle birlikte Türkiye’ye göçüp Mesut Öztürk oldum. İlk gezme serüvenim böylece başlamış oldu. Küçük bir Kuzey Ege kasabası Enez’de Jules Verne hastası bir çocukken ‘büyüyünce ne olacaksın’ sorularına ‘dünya gezgini’ cevabını verirdim. Sonra Edirne’ye taşındık. Fen Lisesi’nde başarısız bir öğrencilik geçirirken boş derslerde okulun bodrumundan bisikletimi alıp birkaç saatliğine Yunanistan’a geçip dönerdim. Bir yandan okulla ilgili karikatürlerimi yayınladığım bir karikatür sitesini yürütüyordum bir yandan on yıllık bir Handycam’le kısa filmler çekiyordum. Çizim ve filmden hevesimi alsam da dünyayı dolaşma isteğim bir türlü geçmedi. Lise biter bitmez iki arkadaşımla trenle Avrupa’yı dolaştık ve ilk büyük gezimi gerçekleştirmiş oldum. Mimar olmak üzere İstanbul’a taşındım. Bir yere tam alışmışken oradan gitmeyi birkaç kez tekrarlayınca kendimi ait hissettiğim hiçbir yer olmadığını fark ettim. Yolculuk yaparken ben olabiliyordum sadece. Bisikletle olsun trenle olsun fırsat buldukça bir yerlere kaçtım hep. Trenle Edirne’den Kars’a gittikten sonra yol anılarımı unutmamak için bir blog (http://mesutozturk.net/) açtım ve sonradan beklemediğim kadar popüler oldu. Ben de gezmeye ve yazmaya devam ettim. Aynı zamanda freelance fotoğrafçıyım (http://fototravel.tumblr.com/) Arada ufak tefek geziler düzenleyip rehberlik yapıyorum.