GEZİNTİDE - STOCKHOLM

4 KAFADAR GRÖNA LUND'DA

Gröna Lund’un bu kadar eğlence dolu olmasının sebebini, bilinen en tuhaf yanlışlardan İsveç’teki intihar meselesine bağlamak isterdim  ama malum yanlış bilgi. “Eee tabi İsveç dünyada en çok intihar yaşanan ülke, insanların bu psikolojiden uzaklaşmak için Gröna Lund’da eğlencenin dibine vurmaları normal” demek ne de havalı olurdu oysa. En çok intihar yaşanan ilk 3 ülkenin (Litvanya, Güney Kore, Guyana) ne kıtası, ne enlemi, ne boylamı birbirini tutmuyor. Demek ki bu işin coğrafyayla, uzun ve soğuk kış günleriyle alakası yok.  Masum İsveç bu listede 30. sırada, konudan oldukça uzak. Biz toplumca yanlış bir bilgiyi nasıl da kanıksamışız, inanması güç. Aramızda Stokcholm Sedromu’nu da bunalım ya da intihara meyilli olmakla ilişkilendirenler var, halbuki bu mutlu topraklarda onu rehin alan hayduta bile aşık olabilecek insanlar yaşıyor!

 

İskandinavlar bu eğlence parkı işini iyi biliyor. Dünyanın ilk eğlence parkı olan Bakken, Danimarka’da  1583’te açılmış düşünün. Danimarkalılar bu işi o kadar iyi tutturmuşlar ki, dünyanın 2. en eski eğlence parkını 1843’te, bu defa Kopenhag’ın merkezinde Tivoli Gardens adıyla açıyorlar. Hatta ben de bir başka çok gezen James Hakan Dedeoğlu’nun Kopenhag notlarından öğrenmiştim, Walt Disney’e ilham veren de bu Kopenhag’daki Tivoli Gardens’mış. Dolayısıyla Stockholm 1883’de bu Gröna Lund’u açarken geç bile kalmış. 

 

Gröna Lund’un en güzel taraflarından biri, şehrin göbeğinde olması belki de. Her sinir stres anında bir kaçamak yapıp, saç baş yolmak yerine, iki çığlıkla pamuk kıvama gelerek hayatınıza devam edebilirsiniz. Sırf bu yüzden bile İsveçliler'i kıskanmadım değil! Parktaki ortam harika, bizdeki mıcır üzerinde kurulmuş lunaparklara benzemiyor, bir çizgi film dünyası gibi, rengarenk ve göz alıcı her şey. Üstelik Disney Land ve Universal Park’lar, zaten sahibi oldukları çizgi film karakterlerini bolca kullanarak bu ahenkli ortamı yaratırken, Gröna Lund hiç çizgi karakter kullanmadan renklerle bunu sağlamış. İçerideki insanlar da tek tip değil, genç, yaşlı, punkçı, popçu herkes içerde. Gröna Lund aynı zamanda şehirdeki büyük konserler için de mükemmel bir ortam. Bizden birkaç gün önce Lenny Kravitz sahnedeymiş, 1980’de ise Bob Marley 32 bin kişiyi yine burada çoşturmuş.

 

Stockholm’e gitmeden önce Gröna Lund’un sitesinde saatler geçirmiş, tek tek tüm aletlerin videosunu seyretmiştim. Hatta kendime bir top 5 bile yapmıştım. Gröna Lund’a Stockholm Card sayesinde ücretsiz giriş yapıp, her şeye biletsiz, ücretsiz binmek için 299 SEK karşılığında, ki bu yaklaşık 75TL’ye tekabül ediyor, ride pass aldık. Bilekte “ride pass” havalı havalı aletlere binmek üzere ilerlerken, insan yaklaştıkça kendini telkin edecek bir şeyler arıyor. Benim ilk aklımdan geçen, abi bu adamlar Volvo’yu yapmış, sağlamdır herhalde, biri ölse park kapanırdı zaten, tabi tabi kesin kapanırdı.. gibi gayet insancıl ve zavallı söylemler oldu. Hem korkarım hem de binerim!

 

Size daha önce söylediğim Top5’i unutun, çok okuyan değil çok gezen bilirmiş, doğru! Parktaki her alet eğlenceli, çocuklarla birlikte bindiklerimiz bile heyecan vericiydi, kabul ama bir 3’lü var ki, Stockholm’e kadar gidip de bunlara binmeden dönmeyin, heyecan neymiş görün!

 

1.Insane: Bu alet beni en çok darmaduman eden oldu! 250 metrelik bir ray sitemi, raylar daracık alanda 8’ler çizerek, yukarıdan aşağı kıvrılarak iniyor. Sorun şu ki, ikili oturduğunuz koltuklar rayın üstünde değil, yanında ilerliyor, ayaklar tamamen boşta! Bir de sistem zaten sekiz çizerken, inadına koltuğunuz da 360 derece dönüyor, bazen düz, bazen geriye gidiyorsunuz, yer neresi gök neresi birbirine karışıyor. Çok acayipti çok! Hem öne, hem arkaya denk gelecek şekilde iki kez bindim, sadece 1 kez binecekseniz arka tarafı tavsiye ederim. Gökyüzüne bakarak, yere çakılma anı muhteşemdi! Videosu burada

 

2. Fritt Fall: Bu düşme kulelerine Amerika’da birkaç parkta binmiştim ve çok eğlenmiştim ama Fritt Fall çok çok daha iyiydi. Bir kere bunlar normalde hızlı çıkar, bu kağnı gibi yavaç yavaş eziyet ederek çıkarttı yukarı. 80 metrede öylece durdu. O an karşımda beliren muhteşem Stockholm manzarasıyla başbaşaydım, ama gözlerimin görmediğini farkettim. İnadına duruyor alet, her an saatte 100 km hızla düşebileceğinizi bilerek beklerken, manzarayı görecek göz nerde! Kurbanlık kuzu gibiyiz.  Yukarıdan mekanik bir ses geldi, bize doğru demir parçaları indi, bakıp anlamak ne mümkün, bu ne diye bile bakamıyorum, baksam düşüp öleceğim sanki, öyle bir saçma duygular içindeyim. Derken olabilecek en saçma ve beklenmedik hareketi yaptılar, biz kuleye paralel duruyorken, mekanizma öne eğildi, o eğilme belki 5-10 derece ama sana ister istemez aşağı baktırıyor. Zaten bacaklar boşta sallanıyor, popunuz sele kadar bir koltuğun üzerinde idareten oturuyor, bu öne eğilmeyle bütün ağırlık sizi gövdeden tutan barların üstüne kaldı. Böyle bir anın 4 insana yaşattığı farklı duyguları fotoğrafta bizzat görebilirsiniz. O yukardan inen mekanik şey kameraymış. Biz de pek korkunç değil herhalde, kimse çığlık atmıyor falan diyorduk, ne bilelim, meğer nutkun tutulduğundan ses bile çıkaramıyormuşsun! Sonrasındaki eziyet sadece 2,5 saniye, evet saatte 100 km hızla yere çakılıyorsunuz. Deniz bizi şaşırttı ve buna ikinci kez bindi!

 

3. Katapulten: Fritt Fall’un cücesi ve daha yavaşı, bu 55 metre ve hızlı saatte 60 km. Önce mutlaka Fritt Fall’a binmek lazım, eğer o tecrübeyi yaşarsanız, bunda daha sakin davranıp Stockholm manzarasının da keyfine varabilirsiniz. Bunu sıkıcı sanmayın sakın, Fritt Fall’un aksine bu tek düşüş değil, yukarı hızlı çıkıyor, hızlı iniyor, bir daha çıkıp iniyor defalarca heyecanlandırıyor insanı. Bakınız.  

 

Gröna Lund’a gideceklere şimdiden iyi eğlenceler, bol çığlıklar!

 

Not: Olur da parktaki hediyeli oyunlarda o 3 kiloluk dev çikolatalardan birini kazanırsanız, bir fotoğraf isteriz. Gröna Lund’da boynumuz bükük çıktıysak tek sebebi bunlardan birini kazanamamamızdı! Bari bizden birilerinin kazandığını görüp mutlu olalım 

BLOGGER

Oylum Yüksel
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET