SOKAKTA - ROMA

AMO-R-OMA

Roma'ya gitmek, bisiklete binmek gibi. Bir kez deneyimledikten sonra yıllar geçse bile şehri avcunun içi gibi biliyorsun. Ayakların seni nereye götürürse götürsün, rotan doğru. Çünkü biliyoruz ki "All roads lead to ROME!"  (Bütün yollar Roma'ya çıkar). Bu söz tabii ki bir dayanağa sahip, öylesine bir vecize değil. Zamanında şehrin mimarisi bütün yolların meydanda kesişmesi üzerine kurulu bir sistematik ile planlanmış ve inşa edilmiş. Yolları çatallanan bahçe misali, merkez ile çevresi çatallansa da sistemi kaybetmemiş.

 

Roma başlı başına bir ülke aslında. İtalya tam 52 krallığın birleşmesi ile 1852 yılında ülke oluyor. Çok okumuştum hatırlamıyorum ama Avrupa’nın o güçlü ülkeleri de Aydınoğulları, Dulkadiroğulları beyliklerinden oluşmuş işte, Roma da bunlardan biri, en güzeli... "Unification of Italy" gerçekleştikten sonra da Italya'nın birbirinden güzel şehircikleri oluyor ve "gelsin dolce vita!, hep bana bana" diyorlar.

 

"Roma = amoR" yani eşittir AŞK, akrostişi de şehre ayrı bir anlam, ayrı bir hava mı yüklüyor ne! Her şehir bu kadar şanslı değil.

 

Şimdi gelelim Roma’nın ilham rotalarına:

 

La Fontana di Trevi ( AŞK Çeşmesi ): Aşk çeşmesinden aşk akmıyor, akacak kan da damarda durmuyor.  Bazı insanların hayal kırıklığı yaşadığını söylemesi bence aşkın ateşini bitirmiyor. Çeşmeye, suyun akışına doğru bozuk paralarını savur, savur ki aşka inanmayanlara ilham olsun.  Bir ara sokağa girdiğinde seni karşılayan bu eser bence kilerdeki kutudan çıkan, yıllardır aramadığın ama bulduğunda aramadığına inanamadığın gizli bir hatıra gibi. Roma'nın süprizleri saymakla bitmiyor, hiç beklenmedik bir anda ve mekanda size bir şaheser sunuyor. Bu koskaca meydandaki koskoca bir binadan ya da duvarlarda sıralanan aynı ölçüdeki tablolardan çok daha anlamlı. Aslında tıpkı aşk gibi, gözünde büyüttüğün o çeşme, seni daracık bir an ve zamanda yakalıyor, elinde değerli ne varsa adamanı istiyor. Çeşmenin hikayesi, para atan herkesin çeşmeye bir kere daha gelmesini garanti bellemesi. Çeşmenin aşk anlayışı da bu işte, aşkımı karşılıksız bırakmıyor en azından diyor ve kendisine teşekkür ediyoruz.

 

Vatican: Vatikan bölümü gerçekçi olmak gerekirse "kuyruk" demek. Çünkü Dünya'nın görülmesi gereken en büyük, en görkemli, en dahi sanatçılarının ellerinden çıkma eserler, kubbeler, tablolar, heykeller burada. Dini ve turistik anlamda bir mıknatıs sayılabilecek San Pietro Bazilikası, San Pietro Meydanı, Vatikan müzesi, Sistine Şapeli içinde. Vatikan taşı toprağı altın, küçücük bir ülke, kendisi pahada ağır… Bitmek tükenmek bilmeyen "kuyruklar" konusunda erdemli sayılamayacak aksiyonlar alarak yüzlerce kişiyi atlayarak en öne kadar geçebilirsin. Yaptım oradan biliyorum. 7 kişilik bir grup olarak sıraya girersek en az 3 saat beklemek zorunda kalacağımız kuyrukları şu şekilde gerçekleşen kaynak ile atlattık: Öncelikle 2-3 kişilik gruplara bölündük ve ayrı noktalarda denemeler yaptık. Doğal davranmak ve safa yatmak çok önemli.  Ya da ben sıraya girmem ama param çok derseniz burda sizi sıranın en önüne 20-25 Eur'a götürebilecek kişiler de var. Seslerin sağ omuz mu yoksa sol omzunuzdan mı daha yüksek geleceğine bağlı olarak seçim sizin. Peki bu sıralar ne için? 

 

Basilica di San Pietro in Vaticano & Piazza San Pietro ( San Pietro Bazilikası & Meydanı ): Dünyanın en görkemli ve en büyük bazilikası, Hristiyan dünyasından 20.000 kişinin aynı anda dua edebileceği kadar büyük. Önünde bulunan meydan yarım ay şeklinde etrafını sarıyor. Dini havadan mı bilmiyorum ama, kutsal bir alana girdiğini hissediyorsun. Pazar günü ayine denk geldiğimde pencerede Papa'yı görmüş, onun da beni görmesini çok istemiştim. Papa beni görseydi kutsanacak mıydım acaba? El sallaması yeter, sonuçta iyiliği temsil eden bir sembol olarak pencerelerde. San Pietro kimmiş peki dersen, ilk Papa olarak kabul edilen 12 havariden biri.  Bir de bu yol üzerinde görüp fotoğraf karesine birlikte girmek isteyeceğin İsveçli muhafızlar var, kendileri 15. yüzıldan beri Papa'yı koruyormuş.

 

Musei Vaticani & Cappella Sistina ( Vatikan müzesi & Sistine Şapel ): Müzeyi gez, ağzın açık çık, son hamlede Sistine Şapel'e gelip gözlerini duvara mı tavana mı dikeceğini bilemeyeceğin anlar yaşa. Burası Michelangelo'nun insan olup olmadığını tartışmaya başlayacağın nokta, O'nun gizli tavanarası, Dünya'ya bıraktığı ve hepimize yetecek kadar değerli olan mirası. Giovannino De’Dolci tarafından saraya ekstra bir ibadethane olması amacıyla inşa edilen ve öncesinde farklı sanatçıların boyadığı ama 1512 yılında Michelangelo tarafından bu hale getirilen şapelin tavanında Tanrı'yla ademoğlunun "connecting" olduğu ilk anın tasviri olan "Yaradılış" eseri var. Duvarı ise "The Last Judgement" kaplar, neresine baksam da beynime kazısam diye uğraşırsın, güvenlik görevlisi amcaların ise şşşş! şşşşş!! diye turist halkının “wouw” nidalarını susturması da gelenekselmiş.

 

Panteon: Ah aziz Tanrılar eliniz işte gözünüz oynaşta. Navona meydanına giderken sola koymuşlar bu tapınağı. Sutünları ve kubbesindeki hava boşluğu ile solucan deliklerinden tarihe akabilirsin. Bu tapınak  2.yy'da yapılmış ve Pagan tanrılarına adanmış. Konuyla ilgili mitimiz de, burda bulunan Romolus heykeli, ki kendisi Roma'nın kurucusudur, kartallar tarafından cennete taşınmıştır. Kartalların sonu ise meçhul. 

 

Piazza Navona ( Navona Meydanı ): Pantheon'dan çıktıktan sonra Navona meydanına doğru ilerle, seni Dört Nehir Çeşmesi karşılayacak. Panayır alanı olarak kabul göreceğimiz meydanda kahveni iç, bir tur at, eğer güneşli bir günse tadından yenmesin. Bu alanda stadyum bulunuyormuş, şimdi ise eğlence ve heykel savaşları var. 31 Aralık'ta havai fişeklerle zıplayarak yeni yıla girebilirsin.

 

Piazza di Spagna (İspanyol Merdivenleri): Bu merdivenler noelde yılbaşı ağacı, baharda çiçekler ile ama hep mutluluk ile donanmış gibi. Saatlerce oturabilir, muhabbete dalınabilir, konfora, fotoğraf çekilmek için ise mükemmel bir fona sahip. Yukarı çıkınca Fransız kilisesi Trinita dei Monti aşağıya inince Spagna Meydanı… Kelebek şeklindeki barok stili merdiven zamanında bohem sanatçılarımızın buluşma mekanıymış, merdivenlere yayılıp o rehavete gömülmek mümkün.

 

Via Condotti: İspanyol merdivenlerinden indikten sonra bu meşhur sokakta ilerleyince zamanda kayma yaşayabilirsin.. Dolceler, Gabbanalar havada uçuşarak üzerine gelecek. Vitrinler seyirlik, tabii Roma'da sanat her yerde.

 

Via Del Corso: Via Condotti bitti diye hüzünlenenler için koskoca Via Del Corso var.  Piazza del Popolo‘ya ve Piazza Venezia'ya çıkar bu yol.

 

Piazza Del Popolo: Bu büsbüyük meydan ikiz kiliseler ile çevrelenmiş: “Santa Maria dei Miracoli” ve “Santa Maria in Montesanto”. Mısır'dan zafer sembolü olarak getirilen obeliks ise ortada yerini almış. Avrupa şehirleri ve onların meydanları, bitmek bilmez ki.

 

Collesium (Kolezyum): Açıkçası Kubrick'in Spartacus'unu saatlerce sürse de sonunda özgür olacak diye izlemiş olabilir, kanların arenada nasıl da tutkulu fışkırdığını 2000lerde dizilerin dünyasında takip etmiş olabilirim. Gladyatörler, köleler, savaşçılar.... ama ben Kolezyum'a girecek biri değilmişim işte, 2 kez gittiğim Kolezyum için yorumum içeri girmeye bence gerek yok, dışı seni içi beni yakar. Dışardan algıladım ama isteyen buyursun, kumlarında taşlarında coşsun. MS. 72 yılında tamamlanan arena, daha sonra barınma, ticaret, dini amaçlarla da kullanılmış.

 

Arch of Constantine: Kolezyumun hemen karşı tepesinde göreceğin bu tak, 4yy.da yapılmış.  Konstatin burda taçlandırılmış, zaten zafer kazanan imparatorlar şehre burdan giriş yaparmış. Şehrin kapısı.

 

Foro Romano ( Roma Forumu ): Bu antik şehirden etkilenmemek mümkün değil.  İyi korunmuş olmasına rağmen o eksik bölümleri doldurmak hayal gücüne kalmış. Romalılar!!! işte onlar burdaydı, devlet daireleri, tapınaklar, evler, hastane gibi yapıların yanında sosyal olayların da vuku buldugu ortak alandı.  Şehrin farklı yerlerinde gözüne çarpabilecek SPQR kısaltması buradaki Satürn Tapınağında yazıyor yani: Senatus Popolusque Romanus , Roma Senotosu ve Halkı.

 

Tarihi yerler aman eksik kalmasın diyorsan lütfen bunlara da buyrun: Palatino Tepesi, II. Victor Emmanuel Anıtı, Dört Çeşme (Quattro Fontane), Barberini sarayı, Kapuçin Mahzen Mezarları...

 

 

Eğlenmeye geldik!

Şehrin en güzel serüveni yiyerek ve içerek yaratılır. İtalya zaten yemeğin cenneti olarak marka değerini yaratmış bir ülkemiz. Ama yedik , içtik, gezdik, eğlendik demek için bir kaç ipucu gerekebilir.

 

Testaccio bölgesi: Eğlence bölgesi olmasına olmuş da burası aslında Monte Testaccio'nun mekanıymış. Bir zamanlar testiler 1 kez kullanılıp buraya atıla atıla tepe oluşmuş diyor rivayetler. Yanyana bir çok bar var, ama eğlence ihtiyacını karşılar mı emin değilim. Mesela AKAB Club. Bol oksijen alıp da girin.

 

Trastevere: Yani diyor ki Tiber nehrinin öteki tarafı. Trattorialar bolca mevcut burada, takılmaya elverişli en tatlı yeri Roma'nın. Dar sokaklar, şarap, sıcak ruhlar...dolaşın, dalaşın, biraz daha dolaşın.

 

Yemeeeeek!

 

Gelelim yemek konusuna. İtalya deyince, pasta-makarna-salata diyoruz tamam, zaten Türkiyede’de en çok rağbet gören işletmeler hep İtalyan menüsüne sahip. O yüzden herhangi bir pizzacı çok da ilginç olamayabiliyor. Gerçekten gidilmesi sevap, keşfedilmemesi günah olan yerlerden bir kaç öneri:

 

Antico Caffe Greco:  Geçmiş bir film sahnesi, soğuk, nemrut garsonlar, bordo kadife koltuklar ve kahve. Bir antik kafe burası, kahveni yudumlarken, duvardaki tablolardan bir hayal tutmak gerek.

 

Ditta Trinchetti: Turist menüsü de savaş gibi kötüdür sonuçta, o yüzden demişler ki: "We are against to war and tourist menu!"  (Savaşa ve turist menülerine karşıyız) sadece buna bile güvenip gidilebilir.

 

Maccheroni: Rezervasyon çok önemli, bizim gibi “abi bi masa ayarlar mısın ordan” girişimleri 3-4 kere gidince başarılı olabiliyor tabii ama amcalar makarna konusunda uzman, bu kadar kapris olur. Eğer yemek için yaşıyorsan, işte bunlar hep yemek.

 

Restaurante il Ciak: Gece 12'de gidip, bana menüdeki herşeyden bir tane dersen, ertesi gün miden seni öbür tarafa yolcu edebilir ama son geceni en güzel şekilde geçirdiğin için mutlu olacağı kesin. Tesadüfen keşfedilen o leziz duraklardan.

 

Rossopodomoro: Aslında bir zincir restaurant, istanbulda da bir şubesi var, geçiştirmelik.

 

Da Baffetto: Ha illaki “pizzacıyım ezelden, en eskisini bulur yerim ben!” diyenlere geliyor: esnaf pizzacısı. Hamurun hamur olduğu günler.

 

Enginarın Kalbi: Bir enginar gerçeği var ki, annelerini “yemeğğm beni onuğğ! diye çıldırtan çocuklukları bile yola getirir. Gerçekşu ki, adamlar enginarı bir cevher olarak işlemiş, tariflemiş ve sunmuş. Çok lezzetli, bir çok restoranda deneme şansın var. Özellikle Yahudi usulü enginar çok meşhur, ulaşmanın yolu da Yahudi mahallelerinden (ghetto) geçiyor. Örneğin Piperno’da “Carciofi alla giudia” ya da “Carciofi alla Romana” usulü enginar  yeme zevkini deneyimleyebilirsin.

 

Ey Romalılar! Karnınızı başka nerde doldurursunuz diye sorsak verebilecekleri diğer en meşhur cevaplar: (1) Cul de sac: Şarap barı ve yemekler de enfes. (2) Giolitti : Renk renk dondurma toplarını kombinleyip, Roma’da tadına varmak için. (3) La Carbonara: Yerel mutfak, tadı damaklarda kalmalık.

 

Orijinallik misyon ödülü: H.DUE.O: Rüzgarda, yağmurda, özellikle nerden yağmur yağdığı belli olmayan İstanbul’da ters dönse bile kırılmayan bu şemsiyeler çok işine yarayabilir.

 

BLOGGER

Anı Özyön
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET