SOKAKTA - AMSTERDAM

AMSTEDAMLI OLMANIN ANATOMİSİ

Yaşadığım evden, sokaktan, hayattan vazgeçip, Amsterdamlı olsam bu yaşımdan sonra diye düşünüyorum... Ve iki kolon çıkıyor ortaya.

 

Artılar (+)

* Evimi, kendimi, hatta arkadaşa alacağım hediyeyi bile ikinci el mallar satan pazarlardan alabilirdim. (Bkz. Waterlooplein; Nieuwmarkt; Westerstraat Market)

* Havanın güneşli olduğu bir günde, kapımın önüne şezlongumu, hamağımı ya da koltuğumu atıp, bir şişe şampanyayı dört bardağa bölüştürebilirdim. Üstelik o şampanya için 20 Euro'dan fazla da vermemiş olurdum.

* Perde mi? O da ne diye sorabilirdim. Çünkü kanal boyuna dizilen evler boyunca kimsenin mahremiyetini kumaşlar arasına saklamadığını, sokaktan geçenlerin de zaten başını kaldırıp da bakmadığını gördüm.,

Café George, Café Langeries, De Peis gibi pek çok kahve sabah-akşam benim yerim olurdu. Hangisinin müziği güzelse onda oturur, hangisinde sessizlik varsa orada çalışır, hangisinde yan masa muhabbeti sanattan yanaysa ona kulak kabartırdım. 

* Bir botum olabilirdi mesela, kanal kenarına onu park edip, işte evim de diyebilirdim. Süsleyebilirdim dışını, içini de tasarım harikalarıyla donatabilirdim.

* Köprülerde hayat var. Sandalyesini, ipad'ini, müziğini alan kuruluyor bir köşeye. Ben de olabilirdim. O freelance hayatı yaşayanlardan.

* Ata, kaykaya, patene binmeyi öğrenebilirdim. Ne de olsa parklarda dört teker ya da dört ayak üzerinde takılan çok insan var.

 

Eksiler (-)

* Bisikleti vücudumun parçası haline getirmem şart. Çünkü burada gidonun önüne konulan tahta kasalar içinde köpekten alışveriş torbasıne her şey taşınıyor; kızlara telefon vermek, işinin reklamını yapmak gerekirse bisiklet üstü çıkartması en doğru halkla ilişki yöntemi.  Kısaca: O selenin üzerinde makyajını bile yaparak gitmeyi bileceksin, sadece bisikletlere ayrılan ve on bine yakın aracın bulunduğu ototparkta kendininkini bulacaksın, kaldırımda yürüyen birilerini görürsen kesin turist diye dalga geçeceksin.

* Yağmur. Bak o dert. Ne zaman bardaktan boşalırcasına takılacağını bilemiyorsun. Hele kışın, güneşi görmek imkansız gibi.

* Turist terörüne her gün maruz kalacağımız şart. Anne Frank ya da Van Gogh Müzesi'ni arayan fotoğraf makineli Amerikalılar, yüksek sesle konuşarak yerlileri tedirgin ediyor.

* Minik, cüce, kısa boylu olduğum gerçeğiyle barışmam lazım. Lakin bu şehrin kadın boy ortalaması 1.80, erkeklere bunun için bir on santim daha eklemek gerekiyor.

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET