GEZİNTİDE - BRÜKSEL

Avrupa'nIN en kuzeyİndekİ gÜney Şehrİ - 1

Bu gezimde pek çoklarının 'Brüksel çok sıkıcı bir yer' iddialarını çürütme misyonu edindim kendime. İddia ediyorum gezmeyi bilene hiçbir yer sıkıcı değildir. Ben de bu iki buçuk günlük macerada turistik klişelerden kaçıp Brükselliler'in gittiği mekanları keşfetmeye adayacağım kendimi.

 
İlk hedefim 'midye Chez Leon'da patates Maison Antoine'de yenir' mitlerini yıkmak. Bu turistik yerlere alternatif daha lokal ve keşfedilmemiş yerler var listemde.
 
Bira sevmem ama Belçika'ya gidip bira içmeyeni dövüyorlarmış. Zaten gireceğim her restoranda minimum 20 çeşit bira olacağı ön bilgisini aldım, illa ki benim ağız tadıma göre bir şey bulunur. Vişneli bira Kriek'ten ümitliyim, şiddete mahal vermemek için deneyeceğim. Delirium, Monk's ve Cafe Roskam da adreslerim.
 
Bardaysam... Place Flagey'de yer alan Café Belga bu gezimin mutlaka'larından. Burada oturup thé à la menthe (naneli çay) ya da bira içmeye and içtim. Öğleden sonraları dolmaya başlayan bu mekanın hem iç hem dış mimarisi bende merak uyandırdı. Şanslıysam bir konsere de denk gelirim belki.
 
Alışverişteysem... Butiklerin olduğu Rue Antoine Dansaert; daha uygun fiyatlı hazır giyim mağazalarının olduğu Rue Neuve; hem butiklerin, hem hazır giyim mağazalarının hem de ikinci el dükkanlarının ve küçük cafelerin olduğu Chausse d'Ixelles itinayla keşfedilecek, birbirleriyle karşılaştırılacak.
 
Sanattaysam... Brüksel deyince Art Nouveau, Art Nouveau deyince de Victor Horta gelir akla. Her ne kadar eserleri şehrin dört bir yanında görmek mümkün olsa da, Victor Horta Müzesi'ne gitmek bir mimar olarak asla atlamayacaklarım arasında.
 
Not: Bu yazının devamı için buraya tıklamak lazım

BLOGGER

Elif Tanverdi
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET