GEZİNTİDE - BATUM

BATUM MUCİZESİ

“Batum çok güzel”, “Batum yemyeşil”, “Batum’da zaman 1980′lerde durmuş gibi”, “Batum’da trafik hiç olmaz da insan gürültüsü yüksek”, “Batum sanki film seti”…

 

Tahmin edeceğin üzere daha şehre adımımı atmadan gitmiş (hatta arkadaşın arkadaşından duymuş) pek çok insandan yorum yağıyor üzerime. Mesaj atan, bir de telefonda anlatayım diye arama düğmesine basıyor. Çalmasına bırakıyorum. Benim gezmediğim sokakları, dağları, denizleri keşfetmiş olanlar hava atma derdinde. Ben bilirim. Kendimden bilirim.

 

Çok gezende adettir, dinlemek istemez. Yeni birinden hoşlanmak gibidir çünkü ilk defa bir şehri keşfetmek. Başkalarının ne düşündüğüne kepenkleri indirirsin, senaryonun bundan sonrası sana kapalı gişe.

 

Ağustos, 2013. Batum’un sokaklarında beklentisiz yürüdüm. Botanik Bahçesi’nde adını bilmediğin ağaçlardan ilk görüşte hoşlandım; Karadeniz’in dalgasız, sükunetli haline kaçamak bakış attım; gece ışıklar şehri kapladığında gözlerimi kapadım; Piazza Meydanı’nda ilk içkimizi beraber yudumladık, seni Riviera’ya davet etmek istiyorum dediğimde arkadaşlara sorma joker hakkını kullanmadan, tamam’ı bastım. Şimdi, Pierre Batumi’de o benim solumda, yanyananız. İstikametimiz belirsiz, kalbimde kıpırdanma, avucumda karıncalanma. Gecenin köründe kulağına bir şey fısıldıyor, soluğu ensemde. Hissediyorum, sanki Batum da bana boş değil.

 

BATUM HAKKINDA ÇOK ŞEY

 

En önemli bilgi: Batum’a gitmek için vizeye gerek olmadığı gibi pasaport da lüzumsuz. Kimliğini kapıp, uçağa atlıyorsun. 1 saat 45 dakika sonunda Karadeniz’in öbür ucunda karşılıyor seni şehir.

 

Gürcistan’da 11 bölge var. Batum’un bağlı olduğu Acara bunlar içinde özerk yere sahip. Bu demek oluyor ki içişlerinde bağımsız, dışişlerinde Gürcistan’a bağımlı. Kendi bayrağı, kalkınma planı, bütçesi var.

 

Burası için “Miracle” (mucizeler) ve “Love” (aşk) şehri diyorlar. Bu yüzden şehrin pek çok sahilinde, meydanında, otoban kenarlarında elinde kalp tutan heykeller göreceksin. İçin açılacak. Sanat heryerde.

 

Para birimi Lari. 1 Lari, 0.78 TL’ye denk geliyor. Ve hayat çok ucuz. Öyle ki sigaranın paketi 2.5 TL. Bavula son sınıra kadar doldurup gelmek isteyenlere duyuru.

 

Daha bu yıl Avrupa’nın pek çok şehrinden sokak sanatçılarını davet edip Batum hakkında hissettiklerini panolara dökmelerini istemişler. Panaromik Tekerlek’in hemen yanında, bu açıkhava sergisini görmen mümkün. Ayrıca hemen yanındaki kapalı bölümde de devamı var. Gece camdan görebilmen için aydınlatma koymuşlar.

 

Hopa-Batum arasındaki sınır kapısı Sarp. Şehir merkezinden yarım saat uzaklıkta. Sınırın Gürcistan tarafında insanlar çakıl taşlarına şezlongları atmış, güneşleniyor; Türkiye kısmı kayalık. Türkler kendi taraflarına camii kondurmuşlar, akabinde Gürcüler de kilise. Böyle iki uygarlığın, iki başka hayatın yaşadığı bir coğrafya. Bir zamanlar 1TL olan geçiş ücreti, şimdi 15 TL. Kumar ve Casino için gelenlerin önünü kesmek amacıyla özellikle arttırılmış.

 

Batum’da kutlama için daimi olarak neden bulunuyor. Üniversiteyi kazanmış kızı için 50 kişi toplayan babayı da gördük, restoranda düğün yapan gelini de. Bu kutlamalar sırasında Tamada diye bir gelenek var. Olay aslında grup içinden bir erkeğin kalkıp konuşma yapmasından ibaret ama o kadar kolay değil. Çünkü sırasıyla Barış-Tanrı-Aşk-Gelecek-Geçmiş-Çocuklar gibi konulara kadeh kaldırılıyor. Bu ritüelin her bardak şarapta yapıldığını, alkol etkisiyle lafların da uzadığını düşünecek olursan, bitmiyor da bitmiyor.

 

Erkekli kadınlı gruplar çok ama genelde masanın ayrı taraflarında ikamet etmekteler. Bu geleneğin dinle hiçbir ilgisi yok. Şat usulü içilen, üzümden yapılma sert bir likör olan chacha’yla doğrudan ilintili. Erkekler çok içiyor, içtikçe de sesleri yükseliyor. Kadınlar da anladığım kadarıyla bundan kaçmakta.

 

Batum’da hangi masaya otursan otur, yanına armutlu ve tarhun otlu, alkolsüz bir içecek konuyor. Adı Limonati. Meyveli  gazoz kıvamındaki bu içki, Cola’ya rakip. Bence olur da, tadı pek güzel.

 

İnanılmaz, dünyada örneğini görmediğim kadar renkli bir şehir burası. Öyle ki, Sovyet Dönemi’nden kalma dökülen binalar bile pembe, yeşil, mavi, sarı brandalarıyla hayranlığımı kazandı. Yıkıp yerine yenilerini yapacaklarmış. Güzel görünüyor be, keşke sadece restore etmek yetseydi diye düşündüm.

 

Batum’da hiç alışveriş merkezi yokmuş. İşte kalbimi kazanmak için bir neden daha dediğim sırada 2015’te açılacak rezidans & alışveriş merkezi Babilonia’nın inşaatına denk geliyorum. Neyse… daha iki yıl var.

 

İşte buna çok şaşırdım: cahillik diye bir kavram yok. Yani bahsettiğim sadece herkes üniversiteye gidiyor pek bilgililer tipinde bir varsayım değil. Cehaletin kelime anlamına vakıf değiller. Olaya gel.

 

Erkekleri pek kaba, Kafkas ırkından oldukları için kadınlara incelik göstermeyi bilmiyorlar diyorlar. Ne yazık ki İngilizce bilme oranı yüksek olmadığı için ben konuya birinci elden onay veremem ama şunu söyleyebilirim: Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar kalabalık erkek gruplarını yanlarından geçen süslü kızlar yerine masanın ortasında duran şişeye odaklanmış görmedim.

 

Batum’da alışveriş caddesi, bölgesi, merkezi falan yok. Eski Batum olarak bilinen Era Meydanı ve Piazza Meydanı arasındaki dar sokaklarda gezdiğinde karşına dükkanlar çıkıyor. Ama dikkat: herşeyin bu kadar ucuz olduğu bir ülkede tekstil çok pahalı.

 

Tam bisiklete uygun, dümdüz ve özel yolları olan bir şehirdesin. Halka açık, yeşil renkli BatumiVelo kiralayıp şehri bir de öyle gezmeyi deneyebilirsin. Saati 2 TL.

 

 

GÜRCÜ MUTFAĞI

 

Gürcü mutfağı enfes ama ağır. Öncelikle onu söylemem şart. Sabah kahvaltısında acaruli khachapuri (haçapuri) ile güne giriş yapıyorlar. Kendisini pide ekmeği içindeki mıhlama olarak da tanımlayabiliriz. Peynirin yağı yetmezmiş gibi kenarlarında tereyağını gezdiriyor, kızarmış uçlarından koparıp ortasındaki erimiş peynire daldırıyor, sonra da mideye indiriyorsun. Ben Alman bira evini andıran Retro’da kendisiyle tanıştım. Acharuli Sakhli, Sanapiro, Laguna da bu konuda geri kalmazmış onu öğrendim.

 

Öğle ve akşam yemeklerinde durum hep aynı: ortaya söylenip, tabağa biraz ondan, azıcıkta şundan alınıyor. Sürahi içerisinde gelen şarap masanın mendireği. Eğer buranın yerlisi gibi karnımı doyurdum demek istersen masandan şu nesneleri eksik etmeyeceksin: elarci (mısır unundan yapılan lapa); patlicani (her yemekte, salatada kullanılan ceviz ve peynirle doldurulmuş patlıcan); sinori (cevizli, peynirli, sarımsaklı makarna hayal et, biraz mantıyı andırsın); patates kızartması; ekşili sosu yanında servis edilen kuzu, domuz ya da dana eti; bir de Avrupa’da sezar salatası olarak bildiğimiz yeşillik ve tavuğun pek daha güzeli.

 

Peki nerelerde yemeli?

 

- Riviera’nın denize nazır terasına akşamüstü oturdum. Karşımda Alphabet Tower’ın sürekli değişen ışıkları var. Hipnotize olmuş gibi oraya bakıyorum. Ispanak, pırasa ya da fasulyeyle yapılan cevizlipPkhaleuli geliyor o sırada önüme. Bu tat Türk mutfağına pek güzel olur. Niye yapan yok?

 

- Megrul-Lazuri yazın bahçe, kışın şömine kıvamında çalışan bir restoran. Peynirli mısır polentası elarci ile burada müşerref oldum. Üzerine soslu bir et konuluyor, ismi Kharcho. İkisi bir adada enfes (16 Tbilisi Avenue).

 

- Ben çocuktum. Yeni Foça’da denizin sesinin duyulduğu, arada canlı müzikler yapıp dayımın hüzünlenmesine neden olan Orfoz isimli bir restorana giderdik. San Remo bana o zamanı anımsattı. Belki büyük kıyım gelen çoban salatasından, belki de ne biliyim, sadece denizin içinde köpeğinin ardı sıra yüzen çocuklardan.

 

- Batum Karadeniz kenarında ama bizdeki gibi hamsi falan yok, Gürcülere sorarsan çok avlandığı için onların kıyılarını bulamıyor hayvanlar. Bence teorik olarak mantıklı. Ama burada en değerli balık kalkan var. Golden Fish’te alasını yapmaktalar (Zubalashvili street 13).

 

- Piazza Meydanı Batum’un en kozmopolit yeri. La Brioche’un üçüncü katında 700’den fazla kitabın bulunduğu kitaplıkta tüm gününü geçirebilir; The Quiet Women Pub’da İrlanda biraları ve tabii ki viskileriyle ihya olabilir; Marco Polo’da canın olur ya Fransız yemeği çekerse siparişi verebilirsin.

 

- Ajarian Wine House, şehrin biraz dışında, 30 dakikalık yol var ama peyniri, eti, böreği, pas geçilemeyecek kadar lezzetli. Biz uçağa binmeden şarap tadımına, ardından da bir şat chacha’yla kafa bulmaya gittik. Hafiften yağmur çiseliyor, ve bir gelin gülümseyerek objektife poz veriyordu. Akabinde yan odaya geçtiler. Nikah için. İyi fikir ya, şarap evinde evlenmek. Not: Alt katında geleneksel olarak şarabın yapıldığı tomruklar ve kiralamak istersen eski Gürcü evlerinden ilham alarak dekore edilmiş bol kilimli, sedirli, radyolu odası var (Keda).

 

- “Bu şehrin gençleri nerede takılıyor” , “özelliği olan mekanlar nereleri?” konusundaki kapsamlı araştırmalarım da beni şu ortamlara çıkarıyor: Herşeyin sahibi ve arkadaşları tarafından yapıldığı, duvarlarında plaklar asılı bulunan Vinyl; kahve bazlı çok iyi kokteyller hazırlayan Espresso Bar Sinatra; tatlı duayeni Mon Ami; evinin salonunda oturduğun izlenimine kapılmana neden Fanfan; kitap satın alıp, masasında okumaya başladığın, öğle yemeğini de aradan çıkardığın Literaturuli Café ve anlamasan da dinlemeyi seveceğin müziklerin, filmlerin, dünyanın gidişatı tartışan insanların barınağı Press Café.

 

- Gece hayatı? Merak ettin tabii. Pek öyle renkli bir şey beklemeyeceksin. Genellikle geleneksel Gürcü müziği yüksek perdede çalıyor. Club tipi barlar da Eski Bulvar boyunca dizili. İstersen bir yürü, Pierre Batumi çevresinde ilgini çekene girip de bak.

 

 

MUTLAKA GÖRÜLECEK 10 YER

 

Yeni – Eski Bulvar arası: Batum’da kaybolma imkanı yok. Tam ortasına, şehrin her yerinden dikkat çeken bir burna Alfabe Kulesi dikilmiş, yanına da London Eye’a benzeyen Panaromik Tekerlek. Onlara yüzünü dönecek şekilde denize doğru baktığında sağında kalacak upuzun, 9 km’lik bulvar herkesin bisiklete bindiği, denize girdiği, geceleri Karadeniz’e karşı oturduğu banklarla donatılmış bir cennet. Eski tarafın en önemli yapısı Kolonadlar. Batumlu doktor Ivane Mchedlidze 1934’te Soronto’dan döndükten sonra orada gördüğü yapıları burada da yaşatmak istiyor, süs olarak dikiyorlar. Şimdilerde klasik müzik konserleri, zaman zaman tiyatroların meskeni. Dümdüz yoldan, pembeyle işaretlenmiş bisiklet şeridinden uzak durarak ilerlersen, Yeni Bulvar’a sürüklüyor ayakların seni. Burada Liberte isimli nefis bir heykel beğendim. Biraz ötesinde de Where yazan bir başkası var. Her ikisinin de bir hikayesi olsa gerek ama henüz keşfedemedim.

 

Alfabe Kulesi: Gündüzü etkileyici, gecesi fantastik. Çünkü her gece ayrı bir renk oyunu karşına çıkıyor. Dünyadaki 14 alfabeden biri olan, 33 harfli Gürcü alfabesinin şerefine İspanyol mimar Alberto Domingo Cabo tarafından yapılmış. En tepesi Berlin’deki Berghain gibi 360 derece dönebiliyor, restoran, gözlem evi ve televizyon stüdyoları mevcut.

 

Panaromik Tekerlek: London Eye’ın Batum şubesi olarak özetliyorlar. 55 metre yüksekten 10 dakika boyunca, tüm Batum manzarası ayaklarının altında. Ben aceleden binemedim ama Radison Otel’in 18. kattaki Roof Bar’ına çıkıp, şehri tepeden görünce pişman oldum. Bir dahaki sefere artık.

 

Chacha Kulesi: İzmir Saat Kulesi’nin tıpkısının aynısının Gürcü’sü. Tek farkı bundan haftada 15 dakika boyunca Gürcistan milli içkisi Chacha akacak olması. İçmeye izin olursa kuyruklar birikir.

 

Piazza Meydanı: Gürcü mimar Vaja Orbeladze tarafından yapılan bu meydanın İtalyada’ki piazza’lardan hiçbir farkı yok. Akşamüstü tek kişilik dev orkestra sahne alıyor, yürüyüşe çıkanlar bir bardak şarap için uğruyor, ünlü similar genç hanımlarıyla fink atıyor. Benim asıl ilgimi çekense tavanlardaki resimler oldu elbette. Sordum Estonyalı sanatçı Dolores Hopman tarafından çizilmiş. Vay! Hemen yanında da 1865’te Batum’da yaşayan Rumlar tarafından yapılmış Aziz Nikoloz Kilisesi var. İçeri girerken bacakları ve saçları örtmek şart.

 

Era Meydanı (Avrupa Meydanı): Girişinde güneşin, ayın, burçların durumunu gösteren Astrolojik Saat; onun bağlı olduğu Dünya Koruma Mirası listesindeki Eski Banka Binası (o vitraylar nedir!) ortasında medecin (ilaç) kelimesine anlamını veren, elindeki altın postla cook yukarılardan bana bakan Medea heykeli, biraz ilerisinde yenilenip hizmete açılan Apolo Sineması. Şehirdeki tüm yollar er ya da geç Era Meydanı’na çıkıyor. Ortasındaysa yapımı bitmek üzere olan bir rezidans projesi bulunuyor.

 

6 Mayıs Parkı: Batum’da adet: hava bir yağmurlu bir açık, halkın kafası çok karışık. Ama güneşin tepede belirdiği, şemsiyelerin evde bırakıldığı günlerde herkesin buluştuğu pek güzel bir yer var. 6 Mayıs Parkı. Adını diktatörlük rejiminin sona erdiği 6 Mayıs 2004 tarihinden alan bu parkta çocuklar arkaik dönemden kalma lunaparkta eğleniyor, nineler ve torunları yürüyüşte; gölün ortasındaki kayık romantik buluşmalar için ideal alan. Bir banka oturuyorum, elimde Murat Menteş – Dublörün Dilemması kitabı. Sayfa 25-82 arasında beni ararsanız, oradayım. İleride Hayvanat Bahçesi’nin maymunları, tavus kuşları ve ördekleri huzursuzlanıp kakafoniye başlayınca dağılıyor dikkatim…Bir ara bulutların arasına kaybolmuş güneş, yeniden tenimi ısıtınca kalkıyorum yerimden, parkın girişindeki Güneş Saati’nin üzerinde duran bedenim altıya çeyrek kalayı gösteriyor. Yürüme vakti.

 

Neptün Meydanı: “Bu kim,diye Nino’ya soruyorum. Ilia Chavehavadze. Yazar, şair, bir nevi Gürcistan’ın Sait Faik’i. Hemen arkasında, bronz sütunlarla parlayan binayı işaret ederek. “Peki orası?” O da Tiyatro Binası, aynı ismi taşıyor. İçerisindeki duvarlarda bizim edebiyatımızın en önemli destanı olan Vepkhistkaosani resmedilmiş, hala tiyatro için Gürcüler buraya gelir.” Biraz daha yürüyünce meydanı, ve ortasındaki çeşmeyi gözüm kesiyor. Elimde kalem not almaya devam ediyorum. “Burası Neptün Meydanı” diye anlatmaya devam ediyor Nino. “Az sonra da geceleri ışık oyunlarının yapıldığı, çalınan parçalara göre dans eden fıskiyeleri göreceğiz.” Ülkeye gel. Fıskiyeler bile özgür.  

 

Botanik Bahçesi: 1912’de Rus bilimadamı Andrey Nikolayevich Krasnov tarafından yapılan 1912 hektarlık alanda Güney Amerika’dan Amazon’lara, Japonya’dan Ekvator’a dünyanın her yerinden gelen bitki var. Eskiden Andrey’in aynı zamanda evi olan binanın önünden manzarayı kestikten sonra, bütün günü bu mutluluk pazarında geçirmek olası. Dilersen tur alıyorsun seni botanik dersine sokup hızlı bir kurstan sonra mezun ediyorlar; istersen bizim gibi avare ol, mandalinayı ağacından kopar, nilüferler arasındaki balıklara bak.

 

Ali ve Nino: Kurban Sayid’in ünlü romanında adı geçen Ali ve Nino biri müslüman diğeri katolik olan aşıkların asla kavuşamamalarının simgesi olarak Tamar Kvesitadze tarafından yapılmış. Ben ne yazık ki hareket halinde göremedim ama kırmızı-maviyle temsil edilen bu iki heykel sürekli birbirlerinin etrafında dönüyor, sarılacakları her an ayrılmak durumunda kalıyorlarmış. Elbette hüzünlü.

 

Biri müze mi gezmek istedi? (1) Özellikle el yazısına hayran olanlar Tarafbilimi Müzesi’ne uğramalı. Romantik alfabesiyle Gürcüce; Ruşça, Ermenice, Arapça, Türkçe, Farsça 2000’den fazla eser burada sergilenmekte. (2)1994 yılında açılmış Arkeoloji Müzesi Acara Bölgesi’nde bulunmuş Bizans, Roma, Osmanlı dönemine ait eşyaları barındırdığı için tarihi önemi büyük. (3) Nobel Kardeşler uzunca bir süre Kafkas bölgesinde çalışmalar yapmış. Onların tespitleri ve hayatlarını anlatan bilgiler de bugün Batum Nobel Müzesi’nde.

   

NEREDE KALMALI?

 

(1)18. katındaki barda hayatımda gördüğüm en seksi tuvalet var. Batum şehrine tepeden bakıyor ve üç yanı cam. (2) Odalarında, oturduğun tuvaletten bile deniz manzarası karşında. (3) Yastığa başını koydun mu sabaha kadar top atılsa, fırtına evlerin tepesinden bacalarını uçurup arabaları haşat etse duymazsın. İşte sana Radisson Blu’da kalmak için üç önemli neden.

 

Acara Bölgesi’nde açılan şehrin ilk beş yıldızlı oteli Sheraton’un saat kulesi şehrin her tarafından görülebiliyor. Spa, Hamam, içeride ve dışarıda yüzme havuzu, çocuklar için eğlence, ne ararsan Sheraton’da.

 

İtalya’nın meydanlarına benzeyen Piazza Batumi’de, her akşamüstü yerli halka birlikte kahve içmek isteyebileceğini düşünerek bir de butik otel önermek istedim. Burada sadece 16 oda var ve hepsi ya deniz ya da dağ manzaralı.

 

President Plaza, Era yani Avrupa Meydanı’na tam tepeden bakıyor. Buddha Bar’da şarap içmediğin gecelerde, meydanda sıklıkla karşına çıkacak kutlamalardan birine katılabilirsin. Denize nazır manzarası yok diye üzülme, yürüyerek beş dakika.

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET