SANATTA - BERLİN

BERLİN'DE SANAT BAŞKADIR!

70’lerin New York’u, 80’lerin Londra’sı, tüm zamanların Paris’i var. 2000’lerde en popüler şehir rehberine Berlin de katıldı. Kira, alışveriş, yeme-içme ucuz olunca önce sanatçılar metruk binaların içine girip galeriler, dükkanlar, restoranlar yarattı; ardından onların yapıtlarını görmek isteyen diğerleri şehre akın etti. Berlin gidilmek istenen Avrupa şehirleri listesinde ilk üç sırada, peki sen ilk kez keşfedeceklerdensen nereleri listeye almalısın, şimdi o sorunun cevaplarını vereyim.

 

Eskiden Yahudilerin bölgesi olan Auguststrasse, kentsel dönüşüm projeleri kapsamında parası olan yatırımcıların eline geçiyor. Neyse ki burada gökdelenler yapmak yerine başka bir projeyle, protesto eden Berlinliler’in karşısına çıkıyorlar. Auguststrasse: Yeni Galeri Cenneti. Bir zamanlar margarin fabrikası olan Kunstwerke bugünlerde dünya çapında ün kazanmaya başlayan sanatçıların Berlin’deki yuvası; Digital Art Museum, nam-ı diğer DAM video sanatının keşfedildiği tapınak; Sammlung Boros ise kendi koleksiyonundaki eserleri sergileyen tek başına müze. Auguststrasse ve paralel caddelerinde gez ve benim kişisel mabedim olan Do You Read mi dergicisine bak derim. Dünyanın her yerinden gelme 500’e yakın eserle karşılaşacak, işi gücü bırakıp dergi çıkarma kararı alacaksın.

 

Berlin duvarının yıkılmasından sonra, kalan duvarın bir bölümü sanatçılar tarafından ele geçirilip dünyanın en büyük açıkhava galerisine dönüştürülüyor. East Side Gallery'de resim yapmak için politik bir duruş, insan haklarına saygı şart. 

 

UNESCO mirasları arasında olduğu için hiçbir şekilde dokunulamayan, Spree nehri üzerindeki Müzeler Adası (Almanya’da Museum Insel olarak haritada bulacaksınız) barok mimarinin hayranlık uyandıran örneklerinden biri olan Bode Museum; dünyanın en güzel kadınlarından Nefrititi’nin heykelini sergileyen Alte Nationalgalerie; ve şehrin en büyük katedrali Berliner Dom gibi müzelerin mahallesi.

 

Eskiden Türkler’in, şimdi sanatçıların semti olan Kreuzberg için graffiti açıkhava müzesi diyor ve gezmek isteyenlere birkaç da nokta atışı mekan veriyorum. Skalitzer’s Ubahn (Metro durağı)’da inip nehre doğru ilerleyince ünlü İtalyan sokak sanatçısı Blu’nun duvar resimleri karşına çıkacak. Hayran kalacaksın. Görlitzer Bahnhof’da trenden kendini dışarı atarsan da Belçikalı sanatçı ROA’nın eseriyle buluşacaksın.

 

Bu adres özellikle mimariyle kafayı bozmuş olanlara. Grünewald bölgesine nasıl gidilir diye soruyorsun metrodaki görevliye, sonra da kendini 20. Yüzyıl Alman sanatçılarının eserlerinin sergilendiği Die Brücke Museum’da ya da bir zamanlar Nazi’lerin eğitim alanları, şimdi graffiti sanatçılarının protestolarının kazınmış olduğu Teufelsberg’de buluyorsun. Çevrende gördüğün binalar? Kendinden sanat.

 

Kurfürstendamm, halk arasında bilinen adıyla “Ku’Damm” şimdilerde turistik gezi rehberlerinde üst sıralarda ama 70’lerde şairlerin, David Bowie ve Iggy Pop’un saklanma alanı olarak görev yaparmış. Ku’Damm’a gidince Museum für Photographie’de ünlü Alman fotoğrafçısı Helmut Newton’un işlerini görmek; Diane Arbus ve Peter Beard gibi ünlü fotoğrafçıların işlerini sergilemiş Camera Work’te yeni yetenekleri keşfetmek, C/O Berlin’de Annie Leibowitz ve James Natchaway gibi pek çok dehanın işlerine rastlamak mümkün.

 

 

Potsdamer Platz Berlin’in ortası. Bütün yollar oraya çıkar tipinde bir alan. Kulturforum içerisinde sanat kütüphanesinden tut da el sanatları, basın-yayın müzesine kadar pek çok  seçenek var. Ama asıl, benim favorim rönesans stilindeki  bina Martin Gropius Bau’nun hem ta kendisi hem de Le Corbusier,Frida Kahlo, Andy Warhol gibi sanatçıları ağırlamış duvarları.

 

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET