YEMEKTE - LYON

BEŞ ÖĞÜN YEMEK!

Lyon hakkında gurmelerin durak yeri, şeflerin vatanı, etoburların cenneti diye anlatıyorlar bize giderken. Bu durumda beklentiler sekizle çarpılmış olarak pasaporttan içeri adımımızı atıyoruz. Görünen o ki, söyledikleri her konuda haklılar. Her köşe başında vitrine asılmış bir but; hemen her sokakta deniz kabukluları, istridyeler, jumbo karidesler olan tepsiler; andouillette, rosette lyonnaise gibi şarküteri ürünleri; marzipanla yapılan Coussin de Lyon ve elbette Vieux Lyon boyunca sıralanmış krepçi, şekerci, boulangerie (pastahane) dükkanları var.

 

Bir konuda gidenleri şimdiden uyarmak istiyorum: Burası Paris gibi Brasserie’lerinde Croque (tost) lar bulabileceğin bir şehir değil, her şey genellikle domuzun kıkırdağından ayağına, derisinden etine tüm organlarını yemeğe ayarlanmış durumda.  Bunun hikayesini de şöyle anlattılar: Ortaçağ’da ipek yapanların yaşadığı şehir olarak nam salmış Lyon’da, ışığı kaçırmamak için kalkış saati 04:00’müş. İşçiler doğuya bakan ince pencerelerinden giren ışıklarla 08:00’e kadar işlerini yapar, ardından da enerji almak ve günde bir öğünlerini sağlam yiyebilmek için bol yağlı etleri tercih ederlermiş. 

 

 

Genel olarak Lyon ahalisinin yeme sistemi hakkında gerekli bilgileri verdikten sonra, gelelim nerede ne yiyebilirsin sorusunun yanıtlarına.

 

 

Sabah kahvaltısında…

 

Köşe başındaki bir pastahaneden kruvasanları alıp, mahallenin kahvesinde crème (sütlü kahve) ya da espresso siparişi vermek en iyi seçenek. Bunun haricinde New York üsulü diner havasında çalışan Best İ Ever Had  şubelerinden birine girip yanında bol patatesli omlet ya da bagel üzerine peynirle açlığını dindirebilirsin. Pazar günleri brunch için İngiliz havasında çay servisi, kek, tartlar, reçeller sunan Polo Club’da yer ayırtıp açık büfesinde ihya olun diye öğütlemekteler. Haftanın herhangi bir günü, kanal kenarında gelen geçeni izleyerek kahve yudumlamak istersen, adres: The Wallace Sanat camiasının yanında takılmak, İstanbul’un Cihangir havasında bir yerlerde dolaşmak içinse yerlisine “nerede kahvaltı edeceğiz?” diye sorup Quai des Arts hakkında, çok iyi şeyler duyduk.

 

 

Öğle yemeği…

 

Les Fils a Maman

Paris, Hong Kong ve Brüksel’de de şubesi olan Les Fils A Maman (Annesinin kuzuları) geometri, tarih, matematik kitapları; dedelerin, babanın, amcanın fotoğrafları; duvar kağıdı yerine çocukluğumuzdan kalmış çizgiromanlardan kesilmiş sayfalarla dekore edilmiş. Aile işletmeciliği yapılan bu restoranda öğle menüleri 18 Euro. Somon tartardan başlayıp, yanında makarnayala servis edilen tavuk butlarına; keçi peynirli ve cevizli salatadan; robespierre ete kadar mideye mutluluk verecek yemekler var.  

 

 

Café des Fédérations 

Tipik bir Lyon bouchon (et yenen restoran) olan bu lokantada çok önceden yer ayırtmak gerekli. Menüsünde domuz ağırlıklı etler, domuzun ayağından yapılmış salatalar, deniz ürünlerini püre kıvamına getirerek fırında pişirilerek servis edilen tart gibi güzellikler var. Tatmadan önce detaylı olarak önüne dizilenlerin içeriğini sormanı öneririz. Kendini birden kıkırdak yerken bulabilirsin.

 

 

Café de la Soie 

Biz Lyon’a en kalabalık zamanı olan Işıkların Festivali süresince gittiğimiz için şehir merkezinden (harita üzerinde birinci ve ikinci bölgeler olarak buraları kafana kazıyabilirsin) özellikle uzak durduk. Garda bindiğimiz taksinin, 80 yaşlarında bir Lyonlu olmasından yararlanarak da uçur bizi Croix Rousse taraflarında senin de sevdiğin bir restorana José dedik. Café de la Soie’nın enfes salataları, tapasları, sosisleri ve Côtes du Rhône şaraplarıyla da bu sayede tanıştık. Hem mahalle erkanı (ara sokaklarında dericisinden, ayakkabıcısına, aksesuarcısından oyuncakçısına pek çok minik dükkan var) hem de lezzetini esas alarak söyleyebilirim ki Lyon maceramdeki favori yerim burası. Kuzu incik eşsiz.

 

Thomas

Thomas Ponson’un mutfağında her öğlen pazardan ne bulduysa onunla yaptığı yemekler, akşamlarıysa tavada kızartılmış Saint Jacques yanında havuç püresi ve yeşillikler, hindiba ile tatlandırılmış bıldırcın gibi lezzetler var. Ben daha ucuz olması açısından öğle seansına katılanlardanım

 

 

Akşama buluşalım akşama…

 

Akşam vakti Lyon’da üç dört gün önceden rezervasyon yaptırmadan iyi dükkanlarda yer bulmak çok mümkün değil. Eğer ki bunu atlamışsan, önünde iki seçenek var. Bir: Bizdeki Nevizade Sokak’ın mini bir versiyonu olan Rue Mercière üzerindeki sıralı lokantalardan gözüne kestirdiğine kurulabilirsin. Le Bistrot de Lyon’un istridyeleri enfes (hele ki üzerine limon suyu ve Tabasco dökersen). Bleu de Toi’da midye yanında patates yemek, halkın arasına karışmak, üzerine bir de carprinha içmek kendini evinde ya da daha iyisi Brezilya’da tahta masala sahil restoranlarından birinde gibi hissettirecek; Chez Moss’un balık ağırlıklı menüsünde yengeçten ıstakoza pek çok deniz hayvanı seni bekliyor olacak; eğer et ve deniz ürünleri menüsünden fenalık geçirmişsen Caffe Milano’da pizza-makarna lezzetli gelecek. Yok ben biraz şehrin eski taraflarında dolaşmaya meraklıyım diyorsan Pont de la Feuilletée ve Pont Bonaparte arasında Rue Lainerie, Rue du Boeuf gibi sokaklar boyunca sayısız restoran var. Kimisi turist kazığı, daha ara sokaklarda bulacakların yerli mekanları. Ama yok, beni güzel restoranları olsa da turistik sokaklar bozar diyorsan, o halde sana üç dört öneride bulunayım hemen.

 

Brasserie Georges 

Perrache garının hemen yanında kurulmuş olan bu eski, büyük, beyaz gömlekli garsonların servis ettiği restoranın çeşitli gelenekleri var. Hemen yanında yapılan Steak Tartare bunlardan sadece biri. 

 

 

The Villa Florentine

Michelin yıldızlı bu restoran, 2004’ten beri gastronomi duayeni Davy Tissot’nun elinde. Her gün değişiklikler gösteren menüsünde demir dökme tencerelerde pişmiş balıklar, baharatlı musakka, limon ve zencefille tatlandırılmış içecekler ve ünlü çikolatalı sufle var. Adam başı okkalı bir yemeğe 50 Euro civarında ödeniyor

 

 

Le Sud

Brasserie tipindeki bu Michelin yıldızlı restoranda Chef André körili kuzu pirzola, kuru kayısılı dana eti, antrikot gibi Fransız spesiallerini sunuyor. Aynı grup içindeki Le Nord, L’Est, L’Ouest kahvelerinde de benzer bir menünün zevkine varabilirsin.

 

 

Les Trois Dômes

Daha çok romantik akşamlar için tavsiye edilen bu restoran, Michelin yıldızlı olması nedeniyle pahalı. Menüler adam başı 160 Euro’ya kadar çıkabiliyor. Ama lezzetleri arasında istridye tartar, karamelize edilmiş deniz tarağı, kaz ciğeri ve anguslu börek gibi başka yerlerde bulamayacağın yemekler var.

 

 

Cuisine & Dépendances

Lyon yerlilerinin hastası olduğu, Fabrice Bonnot yönetimindeki mutfaktan çıkanlar her gün gelenler için bile süpriz. Özellikle deniz ürünleri ve balık lezzetlerinden vazgeçemeyenlere ilaç niyetine gelebilir.

 

 

 

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET