YEMEKTE - PARİS

BİRİ GUACOMOLE Mİ DEDİ?

Paris'te sadece bagetin içine camembert, roquefort, brie, chèvre tipinde, dünyanın en güzel peynirlerinden birini koysan; ya da soğanın çorbasından içsen; ya da etin yanında kıtır kıtır gelen o patateslerle beslensen; ya da Croque Monsieur tepesine yumurta kırdırıp Croque Madame'a dönüştürsen; ya da üç öğün croissant bile yesen, tamamsın, güzelsin, mutlusun da ben bu seyahatim sırasında tanıştığım, her öğlen beni bu cennete bırakın da mutluluk içinde yaşayayım dediğim bir Meksikalı'dan bahsetmeden geçmek istemedim.

 

Mekanın adı: Candelaria. Ortam küçücük, dolayısıyla paket yap, evde yerim modunda değilsen, 18:30 gibi, kalabalıklar basmadan barına oturman lazım. Sol, Dos Equis gibi Meksika biralarından birini ısmarlıyorsun, eğer frozen margarita hazır değilse, ardından da önünde olan bitene hayranlık içinde bakıyorsun: on sekiz yaşlarında bir oğlan fıstıkları kavurup, içine domatesleri kattığı vejeteryene uygun karışım yapıyor; fırında tacos'ların içinin etleri pişiyor, guacamole yanında yiyeceğin nachos'lar kızarıyor; ocağın üzerinde peynir kızarıyor. Koku Meksika'dan kalkıp da burnuna düşmüş gibi, lezzet konusunda  böylesini ne New York'ta, ne Londra'da görmedim diyecek kadar iddialıyım.

 

Olay burada da bitmiyor. Devamı da hemen yanındaki lounge'da, yıllardır burada yaşayan yerlisinden öğrendiğim kadarıyla, Marais'nin en iyi kokteyllerini içerek devam ediyor. Yemek leziz, içecekler şahane, kızlar ve oğlanlar güzel. Başka bir arzun?

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET