İPUCU - LONDRA

ÇOK GEZECEKLER ARANIYOR!

Haziran 2011’de Pegasus sponsorluğunda Berlin’de 5 kişi olarak gezmeye başladık. Ocak 2013'e kadar 19 ayda Paris, Kopenhag, Stockholm, Amsterdam, Basel, Bern, Beyrut, Brüksel, Cenevre, Dubai, Lozan, Luzern, Lyon, Marsilya, Nice, Roma, Viyana ve Zürih’in de içinde olduğu 19 şehirde, 33 ayrı telden insan, gezdik. 

 

Hacıyatmaz gibiydik. Sabahları elimizde kameralar 08:30'da başladığımız mesailerimizi, kimi zaman kanepe yüzü görmeden 04:00'lere kadar sürdürdük. 1395 km yol yürüdük, 636 öğün yemek yedik, 278’den fazla bar gezdik,  2980 sokak gördük; şehrin yerlileriyle, bizim gibi meraklılarıyla, başka bir kültürü tanımanın kendilerini değiştirme ve geliştirme sürecinde en büyük adım olduğunu düşünenlerle tanıştık.

 

Pazar gecesi Paris Schwartz’s Deli’de rozbifli sandviç yemek için kaç dakika beklenir öğrendik. Dünyanın en iyi bloody marry’si olarak nitelendirebileceğimiz domates suyu içine vodka kombosunu Berlin White Trash’te içtik. Amsterdam’a herkes coffee shop’lar, Anne Frank’ın Evi, Dali Müzesi, Red Light District için gidiyor olabilir, biz Singel 404’te balkabağı çorbası ve tuna melt isimli ton balıklı sandviç üzerinde eriyen edam peyniri için uğradık, oradan da De Pijp bölgesine kaçtık. Marsilya’da lavanta kokuları arasında dolaşırken Faslı arkadaşlar edindik. Nice’te La Petite Maison restoranında yediğimiz enginar, mozzarella, zeytinyağlı kırmızı biberin Türkiye’de şubesi yok belki ama Dubai’de aynından bulunca şaşkınlıklarla barına kurulduk. Araplar kokar, kadın ikinci sınıf vatandaş gibi bütün önyargıları kırdık; ister Emir korkusu diyin, diler kendine Müslüman olmanın esası, gözümüzün içine bakamayan gül kokulu adamlarla orada tanıştık.

 

Beyrut’ta taksici Bashir’le tek kelime anlaşamadık ama yeni doğmuş bir kızı olduğunu öğrendik, o bizi Gouraud Caddesi üzerindeki Torrino Express’e bırakmadan önce. Viyana o kadar küçükmüş ki her yere yürüyerek gittik, metroyu kullanmasını öğreten arkadaşlara inat. Ressam Gustav Klimt, Kompozitör Karl Michael Ziehrer, Kabare sanatçısı Karl’ın yaşadığı Neubau sokaklarındaki pazar alanında dolaştık, evlerden gelen çello seslerine takıldık. Brüksel’de 200 ayrı çeşit biranın ancak 50’sini denemişizdir ama idolümüz Fred Nikolay’ın peşinden yarattığı bütün kahvelere girip çıktık, üç beş sayfa kitap okuduk, tereddütsüz söyleyebiliriz ki, Potemkine içlerindeki favorimiz. 

 

Stockholm yerlilerinin yazlık mekanı diye rağbet gören Trädgården’in kapısında bekleyen 300 kişilik sıraya hiç takılmadık, her saat başı artan giriş ücretini falan da vermedik, onun yerine Stampen caz/blues barında old-school R&B’den, Jhon Coltrane klasiklerine kadar değişen canlı müzik dinledik. Roma’da eski bir garajdan bozma Freni e Frizioni barında Pazar gecesi sakinleri arasına karıştık, 23:00’den sonra kaldırımda içki içmeme yasasına uyduk… Çok yol yürüdük, çok yemek yedik, çok soru sorduk, çok değiştik. Şimdi, bir sonraki durağımız olan Londra'da, sizinle gezmek için iki hafta sürecek bir kampanyaya başladık. İnandığımız, gerçek oldu. Seyahat etmeyi çok seven, fahri çok gezenler bizimle beraber Londra'yı fethetmek için başvuru formlarını doldurdu. Sen de onlardan birisin, biliyoruz! Ne dersin 1-5 Şubat arasında Pegasus sponsorluğunda Londra'da bizimle gezecek yeni Çok Gezen sen misin?

 

 

Başvuru için link burası. İyi şanslar!

 

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET