YEMEKTE - BERLİN

DÜNYANIN TÜM YEMEKLERİ!

Berlin’in kozmopolit olmasının en güzel yanı: Dünyanın pek çok mutfağının ayağına kadar gelmiş olması. Koreyse kimchisi, Fransız ise bageti, Meksikaysa guacamolesi tamam. Memleketten gelen malzemelerle yaptıklarından hafiften oraların kokusu da siniyor yemeklere. İnsan oturduğu yerden uzaklara mı gidiyor ne…

 

KORE USULÜ

 

İstanbul’da kaç turşucuya gidip kimchi tarifi verdiğimi, 10 şişecik yapın hepsini alacağım dediğimi  bilmiyorum. Onlar da kibarca bizim ağız tadına uymaz diye uyardılar. Hala ikna olmadım. Acılı-ekşili lahana olsa önündeki tabakta, acurların yanında, yer misin yemez misin, sen söyle… Neyse madem burada yok, ben de Berlin’e gittiğimde şimdi adınıı vereceğim şu iki adrese giderim. Tıka basa kimchimi yerim.

 

Kimchi Princess: Masaya ilk acılı lahanam düşüyor elbette. Sonra da Kore usulü barbekü tabaklarını ısmarlıyorsun. Bizim ocakbaşı kafasıyla aynı mantıkta çalışıyor. Önce mezeler (turp, patlıcan, otlar) ardından da yanındaki mangalda pişen sebze, et, ahtapot ya da tavuklar. Mantık aynı ama tad bambaşka. Berlin’in pek çok lokantasının tersine burada kredi kartı ile ödeme yapılıyor. Hadi yine yaşadın.

 

Ixthys: Geceleri yeraltı kulüplerinin üssü olarak bilinen Schöneberg’de 16 kişinin oturabileceği kadar küçük, ama enfes bir Kore restoranı! Siz yerken hala pişmeye devam eden bir tür et çorbası yuk gae jang ilk ziyarette denenmeli (Pallasstrasse 21)

 

VİYETNAM TİPİ

 

Bánh phở, Bánh tằm cà ri, Phở, Bánh cam gibi isimler karşına çıkınca ne olduğunu tam anlamadığın bu mutfak çeşitli kalınlıklardaki makarnaları sebzeler ve et sularıyla karıştırıp çorba kıvamında önüne getirmesiyle meşhur. Dumpling adı verilen börekleri başlangıç safhasında elbette istenmeli!

 

Miss Saigon: 7 Euro’nun altına tıka basa doymak mümkün mü? Berlin’de şüphesiz. Miss Saigon’da ısmarladığın çorbalara kişniş, fesleğen, nan eve lahana dolu bir tabak eşlik ediyor.

 

Chen Che: Ece’nin keşiflerinden biri olan bu restoran Doğu kültürünü, kuzey minimalizmiyle birleştirip, içtiğim en güzel çaylarla yemeğini sonlandıran eklektik bir mekan. Saat 5’te Viyetnam usulü börek ve pastaların servis edildiği İngiliz asaletine uygun bir ara öğün yapmaktalar.

 

İTALYAN SEVERİZ!

 

Sadece pizza, makarna, tiramisu ile beslenip hiç kilo almayacağımız bir hayat şekli olsa eminim hepimiz altına imzamızı atar, parçası olmak isterdik. Yok, ama bu demek değil ki arada bir, hele ki öğlense, Berlin’in en güzel İtalyan restoranlarından birine uğramayacağız.

 

Lavenderia Vecchia: Berlinli İtalyanlar buraya takılıyor. Doğru yerde olduğumuz garantili. Yukarıdan sarkan havlular sana çamaşırhanede olduğun hissini yaşatıyor. Önüne gelen pizzalar ise Roma sokaklarında.

 

Der Goldene Hahn: Berlin’den çık çık çık. Şu an İtalya’nın güneyinde küçük kasabalardan birindesin. Acılı domates sosunda gelen bebek kalamar, mantarlı ıspanak salatası, odun fırınından çıkmış ekmekler önünde. Daha yeni oturdun. Bakalım ana yemek için kara tahtada ne öneriler var.

 

Salumeria Lamuri: Dekorasyon? Enfes! Narlı taglietelle. Muhteşem! Lurisia içecekleri? Bir kasa içsem dahası gelir.

 

İSPANYA’NIN TAPAS’I MEŞHUR

 

Hani hiç sıkılmayacağın bir mutfak sorsalar, İspanya! diye kesin bilgiyi verirsin. Küçük porsiyonlar halinde gelen tapas, ardından da pirincin içine et, deniz ürünü, sebze karıştırıp bir kazan olarak servis ettikleri paella. Bu düzeni sevmeyecek az insan var. Bu yüzden Berlin’e gelmiş ve canın İspanyol mutfağı çekmişse Sol y Sombra’ya yollan.

 

VEJETERYENLER YAŞADI!

 

Çünkü Berlin yükselen hamburger, lahmacun içine sarılı döner kültürüne rağmen organik yemeklerin ve vejeteryen mutfağın da aynı şekilde popülerleştiği bir şehir.

 

Viasko: Flammkuchen (tütsülenmiş tofulu pizza), balkabağı marmelatıyla gelen lahana, güney Asya’ya özel dondurma kulfi! Favori!

 

Miomatto: 3 aşamalı yemek sistemi var. Olur da kalabalık gitmişseniz mutlaka başka şeyler ısmarlamanız gerekli. Ondan bir çatal bundan bir kaşık, Türk usulü. Miomatto aynı zamanda vejeteryenler için bir supermarket. Olur da evde kalıyorsanız alışverişi yapmadan çıkmayın.

 

FRANSIZ’IN ETLERİ

 

Café Jacques: Fransızlar bile ülkelerini terk edip Berlin’e yerleşiyorsa bunda iyi bir iş var. Elbette et ağırlıklı bir menü ve bazı gecelerde canlı müzik Café Jacques’da yanında. (Maybachufer 14)

 

La Muse Geule: Eğer ördek eti seviyorsanız burası doğru adres. Yok vejeteryenseniz ona da kişle çare bulmuşlar. Ama herkes çikolatalı mus ya da krem brüle için yer ayırıyor (Sredzkistraße 14).

 

Le Cochon Bourgeois: Ayarında romantik bir gece lazımsa, Le Cochon Bourgeois doğru adres. İstridyeyle başlayan yemeğiniz, yanında küp şeklinde kesilip tavada sote edilmiş patatesle gelen pirzolayla devam etmeli. (Fichtestraße 24)

 

HER GÜN MEKSİKA!

 

Dünya üzerinde her gün yiyecek olsam sıkılmayacağım tek mutfak! Meksika. Bir gün burrito, ertesinde nachos, diğerine enchilada… Hepsinin üzerine bol bol acı, yanında jalepeno. E Berlin’de de elbette Meksika yemeğinin iyisinden var. Olley!

 

Maria Bonita: İstanbul’da arabacının köftesi, pilavı nasıl güzelse, Berlin’de de Maria Bonita’nın tacos’ları için aynı şeyi söyleyebilirim. Net.

 

Santa Maria: meksikalılar içiden rüşdünü ispatlamış (kelimenin hastasıyım) adres burası. Genelde sıra beklemek gerekiyor masaya oturmak için ama nachos yanında gelen o guacamole, üstüne yediğin quesadilla yok mu? Değer!

 

Bonus Adana Grill House! Tamam şimdi Berlin’e gitmişim Türk yemeği ne alaka diyeceksin. Ama haksızsın. Birincisi buradaki dönerin tadı, yanında gelen sosları bambaşka, ikincisi Adana Grill House Berlin’in yerlileri tarafından en iyiler listelerine çoktan girmiş. Üçüncüsü sabah beşe kadar açık. Gece sokaklarda gezmişsen, son durak burası (Manteuffelstraße 86).

 

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET