SOKAKTA - DUBAİ

ESKİ ŞEHİR YOLUNDA

Dubai’deyiz. Yeni şehir: Gördüğümüz manzara kartpostallardakiyle aynı. Deniz turkuaz, gök masmavi, sahil boyunca palmiyeler, yükselen ve yükselecek gökdelenler... Her şey gösterişli, fiyakalı. Binalar ışıldıyor, arabalar gıcır, kadınlar kara çarşaflarını bile incelikle süslemişler, çantaları, ayakkabıları göz alıyor. Expatlar da şıkır şıkır. Ooh. Tamam peki de, tüm şehir bundan ibaret olamaz. Merak ediyoruz bu koca binalarda yaşamayanlar neredeler. Bu havalı arabalara binmeyenler, metroyla en uzak hangi noktaya giderler.

 

Atlayıp metroya, Dubai’nin kuzeydoğusundaki Old Town’a yollanıyoruz. Şehrin orta yerinden ve yer yüzünden ilerleyen metro ile etrafa baka baka yol alıyoruz. Yol aldıkça gökdelenler yerini 2-3 katlı müstakil evlerle, apartmanlarla dolu mahallelere; güzel kokulu, güzel giyimli kuşamlı insanlar yerlerini salaş, yorgun bir erkek kalabalığına bırakıyor. Bir aktarmayla gitmek istediğimiz yere varıp Al Ras‘da metrodan iniyoruz. Eski Dubai'nin ortasındayız. Söylemem gerek yok her halde, hava felaket sıcak.

 

Burada renkler soluk. Beyaz, krem, kahverengi tonları arasında. Aralarına daldığımız daracık sokaklarda kuran kursu ilanları, kapısının önünde muhabbete çıkmış esnaf, mal yükleyip indiren tekneler görüyoruz. Yeni Şehir ne kadar keskin, net, parlaksa burası bir o kadar tozlu, puslu.

 

Maria Maria, come here!
Gold Souk’u okumuştuk, bir de gözlerimizle görelim. Mübarek gün Cuma’da gittiğimiz için çok hareketli değil ortam ama açık dükkanlar var. Bizim Kapalıçarşı’nın hatta Mısır Çarşısı’nın yanında lafı edilmez ama yerel kıyafetlerin, hediyelik eşyaların, baharatların satıldığı geleneksel bir çarşı burası. ‘Maria Maria, come here!’ diye bağıran ve bize yazma cinsi örtüler satmaya çalışan esnafa ‘Biz İstanbul’dan geliyoruz’ diyoruz ve çarşının bir ucundan girip diğerinden çıkıyoruz.

 

Karşı yakaya geçmemiz gerek. Burda lüks yatlar yok pek tabi. 1 dirhem yani 50 kuruştan daha az bir para ödeyip iskeledeki teknelerden birine kuruluyoruz. 20 adam, 2 kadın, bir de Hazal’la ben, mülteci teknesi gibi bir ortam, 3-4 dakika süren deniz yolculuğu sonunda taka ile karşı yakadayız. İskeleye atlayıp gelmiş olduğumuz yakaya baktığımızda az önceki görüntünün simetriği. Yola devam. Bu tarafta da iki Maria Old Souk’u boydan boya bir turluyoruz. Develi muhtelif oyuncaklar, Şeyh şeklinde tuzluk kara biberlikler, I heart Dubai t-shirtlerine bakıp bu faslı geçiyoruz.

 

Al Satwa Mahallesi’ni tanımak
Old Souk civarı (gene benzetmeden geçemeyeceğim) bizim Eminönü, Tahtakale, Sirkeci’ye eşdeğer. Saatçiler ve elektronik alet satan dükkanlardaki Arapça yazıları kaldır, burası Sirkeci desem inanırsın. Şehirdeki tek tarih ve kültür mabedi sayılan Dubai Müzesi, Grand Mosque ve Diwan burada. Şeyh Saeed’in evi ise biraz daha kuzeyde.

 

Hava 32 derece diyor ama bence 50’lerda Al Satwa mahallesinde yürüyoruz. Amaç mahalleyi anlamak. Dükkanları, binaları, insanları, ara sokakları kaçırmamak. Bir de Antony Bourdain’in geldiği bir lokanta var, Hazal onu merak ediyor, ona bir bakmak şart. Mahallede bizden başka herkes buranın yerlisi. Üzerimde uçuşan omuzları açık elbise, Hazal’da mini bir tulum var ama bize ne yan gözle bakan var, ne de laf atan. Farkında mısın diyoruz, İstanbul’da olsa şimdiye kadar ne laflar yemiştik. Helal olsun Araplar'a.

 

Gözümüze takılanlar arasında içlerini çok merak ettiğimiz, dışardan bakınca mimari olarak birbiriyle hiçbir alaka kuramadğımız bitişik nizamda binalar, el ele yürüyen –ama el ele derken iki elini kavuşturmuş değil, parmaklarını iç içe geçirmek suretiyle birbirine kenetlenmiş- adamlar, hayatımda gördüğüm en çirkin terlikler, kıyafet satan dükkanlar, lezzetli olduğuna emin olduğum ama Uğur Dündar’a bolca malzeme çıkaracak türden lokantalar. İran, Lübnan mutfakları,  bir de ağız sulandıran tatlıcılar var.

 

Ayaklarım yara oldu, şurdan bir taksiye atlayalım da Al Diyafah‘a da bir bakalım diyoruz. New York gibi elini sallasan bir taksi duruyor maşallah, içinde yaşlıca sakallı bir amca. Bize demesin mi, ben sizi götürmesine götürürüm ama boşuna para verirsiniz. Orası geride kaldı ama çok yakın. (Bu sırada geri geri gitmeye başlar) Parmağıyla 200 m arkadaki bir binayı gösterir, işte o cadde der. Teşekkür edip ineriz. Tabi ki günün geri kalanı boyunca mevzumuz, bu dürüstlüğün, bu içtenliğin, bu medeniyetin kaynağının ne olduğu.

BLOGGER

Gizem Elçi
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET