DÜKKANDA - AMSTERDAM

GÖZLÜKLERİN PEŞİNDE

‘Gözlük gurusu’ sıfatıyla Amsterdam’a gelince doğal olarak ilk işim Amsterdam’ın gözlüklerini incelemek oldu. 'Amsterdamlılar nasıl gözlük takar'dan tutun da, 'gözlük vitrinleri nasıl olur, ne tür markalar satılır'a kadar derin bir sondaj çalışması yapmaya Pegasus uçağına atlamadan karar vermiştim. Gözlük açısından Amsterdam’ı incelemek, konuya farklı bir bakış açısı getirebilirdi.

 

Amsterdamlılar rahat insanlar, sadece bisiklet zili duyulan sokaklarda şehir sakinleri oldukça huzurlu. Üstelik huzuru her köşe başındaki coffee shoplarda değil, içlerinde bulmuş gibi geldiler bana. Herkes kendi halinde, kimse başkasının derdinde olmayınca, kişisel moda daha çok hâkim olmuş sokaklara. Belli bir akımın etkisi her yere dağılmayınca, gözlük seçimleri de oldukça ilginç oluyor. İnternetten yaptığım araştırmalarda Urban Eyewear gibi dükkanların olduğunu biliyordum ancak Amsterdam’ın önerdiklerine de hayır demeyecektim. T-shirtlerde bile gözlük fotoğraflarının olduğu bu şehirde, ilginç gözlükçüler bulabileceğimi biliyordum.

 

Singel kenarında avare avare dolaşırken, Singel Optiek’in tabelası gözüme çarptı. Nostaljik tabela, içeride zevkli bir gözlükçünün varlığına işaret ediyordu. Singel 280 (De 9 Straatjes) adresinde ikamet eden gözlük dükkânının vitrinindeki rengârenk çerçeveler içimi açtı, içeriye daldım. Bizdeki kahverengi siyah çerçevelerden sıkılan ben, mağazanın sahibi ile tanışıp özenle seçtiği modellere hayranlıkla bakarken, Hollanda’da en çok tercih edilen markalardan birinin JK London olduğunu öğrendim. Oldukça uygun fiyatlı çerçeveleri görünce, tavsiye edilecek ilk gözlükçüyü bulduğumu anladım. Amsterdam’ın karakterine uygun olarak huşu içerisinde Singel Optiek’ten ayrılıp kendimi tekrar sokaklara verdim.

 

Ağır adımlarla Singel boyunca ilerlerken, camı çerçeveyi indirdik şeklindeki Azijnman Opiciens (St. Antoniesbreestraat 140)’ın kırık vitrinindeki 30 euro yazısı beni kendine doğru çekti. Kırık cam ve bantlar başarılı bir pazarlama stratejisi mi diye düşünürken, satılan markalara bakınca gerçek bir indirimle karşı karşıya kaldığımı anladım. Blogu'mda zaman zaman yazdığım bir çok markanın süper modelleri, üstelik bayağı bir indirimle Amsterdamlılar’ın hizmetindeydi. Helal olsundu! 

 

Azijnman’ın beleşe sayılacak fiyatlarından esas işim olan maziye dönmeye karar veren ben, vintage gözlüklerle tanışmaya hazırdım. Birkaç vintage dükkana girip çıktım. Amsterdam’ın vintage dükkânları oldukça fazlaydı ancak vintage gözlük konusunda Kloveniersburgwal 37 adresindeki Lady’s Wish  en iyisiydi. Cansız mankenlerle yapılan vintage gözlük kombinasyonlarına ve özellikle vintage gözlük fotoğraflı saate bayıldım. O saati neden almadığımı hala anlamış değilim ancak vintage gözlük konusunda hala tatmin olmamıştım.

 

Vintage gözlük işinde Amsterdam’ın bir numarası sayılan Urban Eyewear’da aslıma dönmeye karar verdim. Elimde ipad, google map'e baka baka başı dönen ben, bir sağa bir sola derken en sonunda Herenstraat 5 üzerindeki Urban Eyewear’a ulaşma başarısını gösterdim.  Kendinden emin olarak içeri girdim, ne de olsa bir gözlük gurusuydum, gururla kendimi tanıttığımda yere göğe sığdırılamayacağını düşünen ben, bir fotoğraf bile çekme izni alamayınca, üzgün üzgün gözlüklere bakınmakla yetindim. Urban Eyewear’da, ülkemizde satılmayan birçok markanın gözlüklerinin yanı sıra, vintage gözlükler de çok iyiydi. Burası Amsterdam’ın hip gözlükçülerinden biriydi, iyi ki de gelmiştim ancak benim aklım hala sandıklardan çıkacak binbir çeşit eski gözlükteydi. Bir yerlerde vardılar ancak nerde?

 

Şansımı ilk olarak Waterlooplein’ın arkasında kurulan Bit Pazarı’nda denemeye karar verdim. Tezgâhların arasında dolaşırken tek tük eski gözlük görmenin verdiği hüzün anlatılamazdı. Hayal kırıklığına uğramıştım. Neredeydi yaşlı gözlükler? Moralimi bozmadan, şansımı Amsterdam Halk Pazarı Albert Cujp’da denemeye karar verdim. İç çamaşırından şampuana, terlikten şapkaya her şeyin satıldığı bu pazarda, gözlük de muhakkak olmalıydı. Gözlük peşinde şehri tavaf eden ben, yorgunluğuma aldırmadan Ipad’im eşliğinde Albert Cujp’a doğru yürümeye başladım. Hızlı adımlarla kanalları atlayarak en sonunda hedefe ulaşmıştım, kendimi kalabalığa verdim. Standlarda evet her şey vardı, gözlük de, ancak hepsinin yeni olduğunu görünce bir ağırlık çöktü, kendimi acil olarak meyve suları standına verdim ve başladım höpürdeterek gezmeye.  Queens Day turuncusu gözlükler, plastik kafalara ruh katan çerçeveler ve yüzlerce güneş gözlüğünün asılı olduğu stantlar davetkardı. Avrupa’da UV’siz güneş gözlüğü satılmaz diye düşünüp gözlükleri inceledim. Oldukça ucuza alınabilecek plastik ve ilginç modeller yok değildi. Üstelik bazıları oldukça kaliteli duruyordu, gözlük rotasına Albert Cujp’u eklemeye karar verdim ancak emektar gözlükler hala ortada yoktu!

 

Amsterdam’ın ilginç bir tarafı, eğer şansınız iyi giderse, her köşe başında şifresi olamayan bir Internet ağına bağlanabiliyorsunuz. Vintage gözlük bulamasam da teknoloji yanımdaydı. Albert Cujp’un ortasında yere çöktüm ve bulabildiğim beleş ağla gezinmeye başladım. Bir çok web sitesine girip çıktıktan sonra sabreden derviş muradına ermiş felsefesine uygun bir link gözüme çarptı: www.brilmuseumamsterdam.nl/brilmuseum.htm

 

İstikamet orası!

 

BLOGGER

Hakan San
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET