SOKAKTA - OSLO

GRÜNERLOKKA'YA HOŞGELDİN

Karl Jonas Caddesi’nin kalabalıklarını geride bıraktın, kuzeye yürüyorsun şimdi. Kulturhuset’ten zencefilli Pure meyve suyunu aldın. Torggata sokağı kahvelerinin önünden salındın, Bla’nın renkli duvarları önünde pozunu verdin. Mathallen’deki Noodles barını başka güne erteleyip Grünerhagen yeşillikleri arasından Fossveien sokağına çıktın. Tamam! Oslo’da benim mahalleme, Grünerlokka’ya hoşgeldin!

 

Cortado @ Tim Wendelboe: İlk durak dünya barista şampiyonları arasına ismini yazdırmış Tim Wendelboe’nun kahve dükkanı. Burada hep beklemen gereken bir sıra var. Ama kasadaki kız çocuğu merhaba dediği an kahvenin kokusu burnuna dolmaya başlıyor! Bir kap cortado 50 Kron (17 TL civarı)

 

Markveien cadde boyu… Grünerlokka’da en sevdiğim caddedeyiz şimdi. Eve espresso bardaklarını taşıdığım Granit, acaba bana da bir kazak çıkar mı diye askılarında dolandığım Robot, antikalar arasında kaybolduğum Marita Butikken hep bu sokak üzerinde. O kapıdan bu kapıya gezmenin keyfine varıyor insan.

 

Şahsına Münhasır: Retrolykke Kaffebar. Bu dükkan / kahvede dört duvar hepsini almak isteyeceğin tabak, çanak, bardaklarla süslenmiş. İçeride oturan kızı da dükkan dekorunun bir parçası sandık!

 

Defteeer, kaleeem! Kapısında 5 Ekim’de dönüyoruz tabelası olduğu için giremediğim o muhteşem mekanın adı Lush & Dive. Evini kağıt kürek ve tahtayla doldurmak için benim gibi kırtasiye meraklıları için yaratılmış. Bak buraya yazıyorum, gidip de bana hediye almadan dönersen bozuşuruz haberin olsun!

 

Olaf Ryes Meydanı: Havanın güzel olduğu günlerde herkesin buluşma alanı burası! Kimisi Villa Paradiso’da pizzaların tadına varıyor, bazısı Ryes’de kokteyllerin. Benim tercihim Foccaceria’dan öğle yemeğimi alıp çimlere serilmek oldu. Gelen geçeni izlemek en güzeli.

 

Favorim: Liebling! Girdiğin anda ilerideki salıncak dikkatini çekiyor. Sonra masalara bilgisayarlarıyla yayılmış insanlara gülümsüyorsun. Grünerlokka’nın free-lance kahvesini keşfettiğime göre çalışmaya başlayabilirim.

 

Görevimiz: Taco! Huyumdur. Meksika yemeğine bayılırım, üç öğün önüme sunsalar ne burritolara ne taco’lara hayır demem. Bu sebeple Oslo’nun en iyisi listesinde adı geçen Mission Taco’ya gittim, Nashville’den kalkıp gelmiş gibi görünen ortamında önce guacamoleli nachos, sonra etli burrito höpürdettim. Tadı bu yazıyı yazarken bile damağımda. Öyle diyim.

 

Akşam n’apalım? Oslo’da üç gecenin sonunda anladık ki burası sabahlara kadar gecelerin aktığı bir Avrupa şehri değil. Yani bir Berlin değil. Keşfetiğimiz kokteyl barlarını Ece anlatacak ama madem benim mahallemdesin, Himkok üstü Revolver, biraz da yürümeyi göze alırsan Fuglen en iyi seçenekler gibi görünür.

 

 

 

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET