YEMEKTE - DUBAİ

GÜN 1: SABAH KAHVESİ

Gökdelenlerin arasında araba olmadan dolaşılmaz diyorlar. Bir şehri yürümeden anlamayan bedenim bu fikre karşı çıkıyor. Jumeria Beach Walk’ta bir garaj altından girilen Ramada’nın rezidans tipi otelinin on birinci katından, ne az ileride beni kendisine doğru çeken halk plajına, ne de otelin birinci katında sıralanmış SPA’ya yüz vermeden yola çıkıyorum. İlk iş: Kahve bulmak.

 

Elimde en iyi kahveler listesinde bir numara: The Lime Tree Café & Kitchen (Bu konuya daha detaylı olarak ileriki yazılarımda döneceğim). İkinci sıradaysa yerleşim bölgesi The Greens'deki Bert’s var. Ancak nefsim arsız. Hemen kahve bulmanın heyecanıyla, tek bir çöp olmayan, kediler ve köpeklerin asla uğramadığı sokaklarda yakında bir yerler arıyor. En kalabalık yer en güzelidir doğru yolunda Le Pain Quotidien’i geç, Starbuck’s’ı geç derken farkediyorum ki, Ortaköy’de bile şubesi olan Paul bu işte usta. Az sonra domates ve emantal peyniriyle gelen omlet, sütün fokurdadığı kahve ve zeytinli ekmekler bunun kanıtı.

 

Saat 12:45. Resmi tatil olan Cuma gününde, Jumeirah Beach Walk üzerinde Fransız, İngiliz, Hollandalı expat’lar, çocuklarını, dondurmalarını, can simitlerini almış kumlara doğru yol almaktalar. İlgimi çekti, Avrupa’nın aile resimlerine köpeklerini koyan ailelerinin aksine burada hiçkimsede Boby, Çakıl, Karabaş yok.

 

Değerli not: Otelimiz iki kişi üç gece 1000 TL. Şehrin tek yürünebilir bölgesinde olması nedeniyle beni pek memnun etti. 

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET