GEZİNTİDE - BRUGGE

HAFTANIN ŞEHRİ: BRUGGE

Bruges. Brugge veya Brüge. Yazılımı dilden dile farklılık gösterebiliyor. Okunuşu Brüj. UNESCO Dünya koruma listesindeki bu Belçika şehri, İkinci Dünya Savaşı sırasında yara almadan kurtulduğu, binaları, sokakları, tarihini koruduğu için Avrupa’da çok özel bir yere sahip. Church of Our Lady Kilisesi içindeki Madonna ve Çocuğu heykeli ve 48 çanlı kulesi Brüj’ün alamet-i farikaları. Michelangelo’nun 1500’lü yıllarda yarattığı eserlerinden biri olan Madonna ve Çocuğu Heykeli’nin İtalya'da tüccar iki kardeş olan Jan ve Alexander Mouscron tarafından satın alınıp 1514’te Brugge’e getirildiği düşünülmekte. Açık hava müzesi gibi gezdiğin, Kuzey’in Venedik’i kabul edilen Brugge'le tanışman Market Meydanı’ndan başlıyor. Ortaçağ’dan bu yana yıkılmadan korunan St. John Hastanesi’nden ve Brugge Katedrali’nden geçtikten sonra şehrin yerlileri arasına karışıyor...

 

3 öğün yemek

 

Baristaya “Bir tas cappuccino lütfen! Ama soğuk!” diyebileceğin, Brüj’ün en güzel kahvecilerinden biri Vero Café. Midende de ev yapımı brownie için yer vardır umarım. Bir diğeri de Espresso Bar, I Love Coffee. Belçika geleneklerine uygun olarak çikolatalı latte yapmaktalar.

 

İşte benim için mutluluğun tanımı: Kitaplar ve kahvaltı. Sabahları kendini yalnız, biraz da edebiyatla dolu bir ortamda bulmak istersen Books & Brunch’ı denemelisin.

 

20 yıldan uzun süredir aynı yerde hizmet veren bir aile restoranı De Stove. Kapıdan içeri girdiğin anda evine gelmişsin duygusu uyandıran mekanın sahipleri Gino Van Brabant ve Erica Travers! Özellikle balık konusunda iddialılar.

 

Patateees! Diye uzaklardan bağırdığını duyar gibiyim. Haklısın! Belçika patates kızartması ve yanında gelen tonlarca sosuyla ünlü. Şöyle elde alıp gitmelik bir külah istersen de De Bosrand haftanın her günü 23:00’e kadar ocakları açık tutuyor.

 

De Karmeliet’in şefi Geert Van Hecke restoranına 3 Michelin yıldızı kazandırmış ve defalarca dünyanın en iyi 50 restoranından biri olarak adını dergilere yazdırmış. Rezervasyonu son ana bırakmamak gerektiğini söylememe gerek yok sanırım.

 

Bira kültürü

 

Belçikaya gelip de bira içmeden dönmek mümkün değil. Bu sebeple sana iki öneride bulunmak isterim: T Brugs Beertje’’de 300’den fazla çeşit bira, yanında nefis peynirler ve atıştırmalık yemekler var! Cambrinus 1699’dan beri yerinde duruyor. Rezervlerinde oldukça özel lezzetler var. 1492’de gothic mimaride inşa edilmiş bir bina içinde bulunan T Zwart Huis dünyanın hemen her yerinden çok iyi caz müzisyenlerini sahnesinde ağırlıyor.

 

Çikolata savaşları!

Tabii ki bir tek kazananı yok! Brugge'de kendini Charlie’nin Çikolata fabrikasında gibi hissedeceksin. Bilir kişiler The Old Chocolat House’un şehirdeki, hatta belki eyaletteki en iyi sıcak çikolatayı yaptığını, yanında da çikolatalı waffle’ın enfes gittiğini söyledi. Özellikle pralinler konusunda uzmanlık istersen Dumon’u denemelisin.

 

Yatak, yorgan ve sabah kahvaltısı!

Brugge’de kendini kültürün ve tarihin bir parçası gibi hissetmek için benim tavsiyem şu üç yerden birinde kalman: 17. yüzyılda inşa edilmiş binada hizmet veren Huis KoningDaha bile eski, 16. Yüzyıldan bu yana yerinde duran  Bonifacius. 1850’de neogotik tarzda yapılmış binada hizmet veren Huis 't SchaepBunlar yatak ve kahvaltı sisteminde çalışan pansiyonlar. Sabah sahibin elinden çıkan krepleri, taptaze fırından gelen kruvasanları senin gibi dünyanın bambaşka yerlerinden Brugge’e gelmiş çok gezenlerler paylaşıyorsun

 

Sahil kasabası Knokke

 

Brügge’ün biraz kuzeyinde sörfçüler ve kordon boyunca gezinmeyi sevenler için için mükemmel bir kasaba var: Knokke. Lakeside Paradise’da rüzgarın sağlam estiği günlerde tahtanın üzerine atlayıp sörfe çıkabilirsin. Yok, karada takılmak istiyorsan Glacier de la Poste nefis dondurmalarıya, The Pharmacy 1920’lerin film-noir’larından çıkma görünen eczane dekoruyla seni bekliyor. Cuines 33 de tapas mönüsüyle akşam yemeği önerim.

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET