SOKAKTA - HALLSTATT

HAYAL Mİ? GERÇEK Mİ? HİÇBİRİ DEĞİL: HALLSTATT

Avusturya’nın göller bölgesinde yer alan, nefes kesen manzarasıyla birçoğumuzun bilgisayar ekranlarına duvar kağıdı olmuş, Avrupa’nın en güzel yerlerinden biri Hallstatt. Salzburg ve Graz şehirlerinin tam ortasında konumlanıyor. Graz’dan trenle 2 saatte, Salzburg’tan araçla 1 saatte kasabaya varabiliyorsun. Kasabaya doğru giden yolda fotoğraf makinen hep elinde olsun, çünkü Alp dağlarına nazır Heidi köyleri ve orman manzaraları yol boyunca sana eşlik ediyor olacak.

 

Hallstatt’a adım attığım andan itibaren düşündüğüm şey; ‘doğa ana burayı boş zamanında özene bezene yaratmış’ oldu. Kasabanın bu kadar büyüleyici olmasının sebebi tabiî ki dağlarının arasında tüm görkemiyle seni karşılayan ve kasabaya da ismini veren Hallstatt Gölü. Ama o masal evlerin de hakkını vermek gerek. İnşa edildikleri günden bu yana aslına sadık kalınarak korunmuşlar. Üçgen ahşap çatıları ve dış yüzeylerinin mimarisine hayran kalacaksın. Hallstatt 7000 senelik tarihi bir geçmişe sahip. Efsane manzarasının yanı sıra bir diğer özelliği de Dünya’nın ilk tuz madenine ev sahipliği yapıyor olması. Tuz madenlerini gezmek istersen 3 dakikalık finiküler yolculuğuyla ulaşabiliyorsun. 

 

Hallstatt bu kadar meşhur olunca, en büyük müdavimleri de Japon turistler oluyor haliyle. Minnacık 1000 nüfuslu kasabada,  o kadar yolu  sırf burayı görmeye gelen yüzlerce çekik gözlü kardeşimizi görmeye hazır ol!

 

Kasabanın ana meydanı; Market Square. Şirin mi şirin bu meydanda kasabada bir şeyler yiyebileceğin birkaç restoran & kafe ve hediyelik eşya dükkânları bulunuyor. Zaten o kadar küçük bir yer ki her yolun sonu bu meydana çıkıyor diyebilirim.

 

Bu masal kasabada görmeyi en son düşüneceğin şey kafatası müzesi olurdu herhalde değil mi? Evet biraz ürpertici ama Beinhaus yani ‘Kemik Evi’ bence görmeden geçilmemesi gereken bir nokta. Burada 1200’ün üzerinde kafatası var. Neden mi?  Kasabada mezarlık alanı sınırlıymış, yeterli mezar alanı kalmayınca, 70’li yıllara kadar gömülen ölüler mezarlardan çıkartılıp, Beinhaus’ta sergilemeye başlanmış. Ayırt edebilmek için de aile soylarına göre boyayarak desenler yapılmış ve üzerlerine isimleri yazılmış. Bu kafataslarının çoğu 18.yüzyılın sonlarına doğru boyanmış, bazısı ise 20’nci yüzyılda hala boyanmaya devam edip sergilenmiş. Buradaki en son konulan kafatası ise 1983 yılında ölen bir kadına ait. Kemik Evi hemen St Michael Kilisesi’nin girişinde bulunuyor. Mayıs-Ekim arasında hizmet veriyor ve giriş ücreti 1.50 Euro.

 

“Biz gidemedik sen git” diyeceğim bir yer var. Yaz aylarına seyahat planı yapıyorsan Skywalk’a çıkmadan dönme. Aralık’tan Nisan başına kadar kapalı olduğu için biz o şerefe nail olamadık ama sana kısaca bilgi verebilirim. Yerden 350 metre yükseklikte bulunan ve finikülerle çıkılan üçgen yapıda bir platform burası. Bulutsuz ve sissiz bir havaya denk gelirsen, Slovenya ve Çek Cumhuriyeti’ne kadar görebileceğin eşsiz bir manzarası olduğu söyleniyor. 

 

Hallstatt minnacık bir kasaba ama vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsun. Daracık sokaklarının her bir köşesinden başka bir güzellik çıkıyor. Hallstatt gezisi biter ama yazısı anlatmakla bitmez.  Sen en iyisi bir an önce Hallstatt’ı seyahat planlarına al!

 

Hallstatt 10'lusu

1. Hallstatt’ı Google’a yazınca karşına çıkan o güzel fotoğrafı ‘bir de ben çekmeliyim’ diyorsan,  sahilden kıyı boyunca gölü sağına alarak 200 metre kadar ilerlediğinde kalabalığı gördüğünün yerde duracaksın!

2. Hallstatt fotoğraflarının simgesi olan Protestan Kilisesi’nin geçmişi 18. yüzyıla dayanıyor. Bazı özel akşamlar kilisesinin içinde konserlerinde verildiği bu kiliseyi ziyaret etmelisin.

3. Baharda ya da yazın Hallstatt’a gidersen, elektrikli bot kiralayarak göl turu yapmalısın. Gölün kirlenmemesi adına botlar mazotla değil elektrikle çalışıyormuş.

4. Göl kenarında sahil boyunca yürürken, elbet kuğulara ve kazlara rastlayacaksın. Yaz kış demeden gölün tadını çıkaran bu şirin varlıklar inanılmaz evcil. Onları beslemek de bir o kadar keyifli, çantanda bir kraker bulundursan hiç fena olmaz

5. Market Square yakınlarında yer alan Hallstatt Müzesi, kasabanın tarihi ve bugüne kadar yaşadığı gelişmeleri görmek için faydalı. Girişi 8 Euro.

6. Hallstatt ufacık bir kasaba, 1 gün içinde rahatlıkla gezilebilirsin. Ama kendini şımartıp birkaç gün huzurun ve bu cennettin tadını çıkartmak istersen, masal evlerden birinde kalmalısın. Heritage, Haus Lidy, Haus Gummerer, Pension Sarstein bir kaç öneri.

7. Hallstatt’a konaklayacaksan etrafındaki şirin kasabaları ve gölleri de programına ekleyebilirsin. Hallstatt’tan sonra en çok ziyaret edilen Wolfgang Gölü de doğasıyla ve kıyısındaki St. Gillen Köyü’yle seni kendine hayran bırakacak. Hatta bu köy aynı zamanda “Mozart Village” olarak da anılıyor.

8. Hallstatt’ın içinde Dachstein adıyla bilinen buz mağarası bulunuyor. Güzelim manzara dururken ilgini çeker mi bilemem ama mağaranın içinde güzel görüntülerle karşılaşıyorsun.

9. Restaurant Rudolfsturm’u, tepeden kasabayı gören muhteşem göl manzarası için, Gasthof Simony Restaurant’ı, göl kenarında Avusturya mutfağından lezzetler tatmak için tercih edebilirsin.

10. Hallstatt’ın meşhur birası “Hallstatt Das Beer”ın tadına bakmadan kasabadan ayrılma derim.

BLOGGER

Görkem Kekeç
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET