SOKAKTA - IZMIR

İZMİR KLASİKLERİ

Havra Sokağı; hem tarihi bir değer, hem gastronomi cenneti! Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın İkiçeşmelik tarafındaki girişinde bulunan Havra Sokağı, genellikle meyve, sebze, balık, peynir, turşu gibi yiyecek satın almak isteyenlerin uğrak yeri. Sokak, sağlı-sollu dizilmiş dükkanlar ve tezgahlardaki renklilikle beraber, kalabalık olması, daracık olması ve ıslak zeminiyle hatırlanır hep. Ama Havra Sokağı'nın asıl özelliği bir zamanlar İzmir’de yaşayan Yahudilerin mahallesi olmasıdır. 1492-94 arasında İspanya ve Portekiz’den sürülen Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğu tarafından kabul edilmişler, gelenler Selanik, İstanbul ve İzmir’e yerleştirilmiş. 19. yüzyılda İzmir nüfusu 150-200 bin iken burada yaşayan Yahudi nüfusun 55 binlere ulaştığını söylüyor kaynaklar. Bir kısım Yahudi, 1948’de kurulan İsrail’e göç ederken kalanlar da Alsancak bölgesine yerleşmiş. Havra Sokağı'na bağlanan pek çok irili ufaklı sokak ve bu sokaklarda sayısız han ve dört adet önemli havra (sinagog) bulunuyor.

 

Konak Pier; Gustave Eifel’in İzmir’e armağanı... İzmir’in Eyfel'i, alışverişin, kültür ve sanatın denize açılan merkezi Konak Pier, altı yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından 2006 yılında alışveriş merkezi olarak hizmete açılmış. Paris'teki Eyfel (Eiffel) Kulesi'nin ünlü Fransız mimarı Gustave Eiffel'in 1860 gümrük binası olarak tasarladığı, tamamen çelik konstürüksiyondan ve taştan inşa ettiği yapı, uzun yıllar balık hali olarak kullanılmış. Malzemeleri Fransa ve Belçika'dan getirilen yapının zemini antik Efes şehrinin taşlarıyla döşenmiş. Konak Pier 18 bin metrekarelik alanıyla Osmanlı döneminde gümrük binası olarak kullanılmış. Cumhuriyet döneminde tarihi bina balık haline dönüştürülmüş. Daha sonra uzunca bir zaman kaderine terk edilerek otopark olmuş, Nihayet 2000 yılında, alışveriş, kültür ve sanat merkezi olarak kullanılmak üzere restorasyonuna başlanmış ve bugün İzmir’İn en keyifli noktaları arasındaki yerini almış. Konak Pier’den denize açılan taş ve çelik konstrüksüyon galerileri, deniz üzerindeki café’leri, Ada Beyi Balık restoranı ve Mezza Luna'yı,  Remzi Kitapbevinin seyahat bölümünü,  İçerisinde halen Konak Per’in gümrük binası olduğu dönemden kalma tarihi iskele babaları ve gemi parçaları bulunan Deriden Mağazası'nı görmeden dönme.

 

Tarihi Alsancak Tren Garı; Türkiye demiryolu ağının ilk durağı...Türkiye, demiryolu ile İngilizler tarafından inşa edilen İzmir-Aydın hattı ve Alsancak Garı ile tanıştı. Dikkat çekici bir mimariye sahip olan gar binası, İzmir’in tarihi dokusunun önemli bir parçası. James Watt’ın ilk buharlı lokomotifi icat etmesinden 72, Liverpool-Manchester arasında dünyanın ilk demiryolunun açılmasından 26 yıl sonra, İzmir’de yaşayan İngiliz tüccar Robert Wilkin, 11 Temmuz 1856’da Osmanlı Hükümeti’nden İzmir-Aydın demiryolu yapımı için imtiyaz talebinde bulunur. İmtiyaz çok geçmeden 23 Eylül’de verilir. Böylece demiryolunun başlangıç noktası olan o dönemdeki adıyla “Punta” şimdiki adıyla “Alsancak Garı” inşasının yolu açılır. Ancak garın inşa edileceği arsa üzerinde mülkiyet sorunu çıkar. Aylar süren tartışma ve davalar, “Bu topraklardan demiryolu geçsin de isterse sırtımdan geçsin” diyen dönemin Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit’in inisiyatifi ile çözülür ve nihayet Alsancak Garı’nın temeli 30 Ekim 1858’de atılır. Dik çatılı Gotik tarzdaki Alsancak Garı’nın cephe mimarisinde aynı dönemde İngiltere’de var olan “tekrar canlandırmacı” (revivalist) eğilimlerin etkisi görülüyor. Alsancak Garı’nın raylar boyunca uzanan bir gar olmasının yanı sıra kilise, postane ve saat kulesi ile küçük bir İngiliz kasabasını andıran gar meydanına açılması da dönemin İngiliz demiryolu istasyonları konseptini yansıtıyor. Bugün hem Selçuk’a, Manisa’ya, Ankara’ya giden trenlere, hem de havaalanına giden hızlı ray sistemi izban’a ev sahipliği yapan Alsancak Tren Garı, nefis mimarisi ile onu da ziyaret etmen için sabırsızlanıyor.

 

İzmir Enternasyonel Fuarı (Kültürpark) Çocukluğumun en güzel mirası, şimdi de bisikletimin yegane parkuru Kültürpark’a hoş geldin. Alsancak semtinin orta yerinde binlerce ağacı ile bir vaha gibi duran Kültürpark, şimdi sıkı dur, tam tamına 420 bin metrekarelik alan üzerine kurulu. 1 Ocak 1936 yılında, dönemin efsane belediye başkanı Behçet Uz’un fikri. Aslında o yıllardan bu yana devam eden ¨İzmir Enternasyonal Fuarı¨ ile anılsa da aslında nefis bir park burası.  Kültürpark'ın kurulmasındaki amaç, Atatürk’ün isteği doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer devletlerle olan ekonomik  bağlantısını geliştirmekmiş. Zaman içinde bu başarılmış ve İzmir Fuarı, Türkiye’nin efsanevi organizasyonlarından biri haline gelmiş. Çok yakında Fuar’ın Gaziemir’deki Avrupa’nın en büyük fuar alanına taşınmasından sonra Kültürpark sadece spor ve sanat amaçlı olarak İzmirlilere kalacak. Kültürpark'ın içinde 14 kapalı sergi salonu, 4 konferans salonu, Atatürk Açıkhava Tiyatrosu, İsmet İnönü Sanat Merkezi, İzmir Sanat, Fuar Evlendirme Dairesi, Celal Atik Spor Salonu, lunapark, Hayvanat Bahçesi, Paraşüt Kulesi, Gençlik Tiyatrosu, Resim-Heykel Müzesi, İzmir Tarih ve Sanat Müzesi gibi sanat ve eğlence mekanlarının yanı sıra koşu yolu (1850 metrelik tartan pist koşu parkuru), yüzme havuzu, kapalı spor salonu, tenis kortları, halı saha gibi spor etkinliklerine imkân sağlayan mekanlar da var.  Üstelik, içindeki 8000'den fazla ağaç ve bitki örtüsünün künyesi çıkarılmış ve ağaçlar sigortalanmış.

 

İzmir’in Agora’sı gün iışığına çıkıyor.. Grekçe bir kelime olan Agora, “toplanılan yer, kent meydanı, çarşı, pazar yeri” gibi anlamlara geliyor. İzmir’in agorası ise MÖ. 4 yy’da antik Smyrna Kenti’nin taşındığı Pagos (Kadifekale)’un kuzey yamacında kurulu olan (Bugünkü Kemeraltı Çok Katlı Otopark bitişiği) etkileyici bir kültür mirası. Dönemin önemli kamu binalarıyla çevrilmiş olan bu yapı aynı zamanda o zamanları devlet agorası. Hellenistik Dönem’de kurulmuş olan Agora’da günümüze gelebilmiş kalıntıların çoğu, MS. 178 depreminden sonra İmparator Marcus Aurelius’un destekleriyle yeniden inşa edilen Roma Dönemi agorasına ait. Bundan yola çıkılarak başlatılan kazı çalışmalarında; kente ait bir meclis/toplantı binası ile bu bina ile ilişkili olan “Mozaikli Yapı” olarak tanımlanan bir prestij yapı da gün ışığına çıkarılıyor. Söz konusu kazılar, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen kamulaştırma ve yıkımlar sayesinde, Agora’nın batısında kalan alanda da sürdürülmeye başladı nihayet. İzmir Kalkınma Ajansının (İZKA) katkısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen “Agora Kazı Evi Restorasyonu Projesi” sayesinde, hem yıkılmaya yüz tutmuş olan bir 19 yy. konut yapısı yeniden yaşam bulacak hem de “Yeni Smyrna” kazılarına hizmet ederek anlamlı bir işlevle tarihe destek verecek.

 

Milli Kütüphane...Nefis tarihi binasıyla İzmir’in Milli Kütüphanesi, İzmir’e gönül vermiş avukat Kadızade İbrahim Bey'in öncülüğü ile 1911 yılında kurulmak istenmiş, ancak mali yetersizlikler sonucunda kütüphanenin açılışı bir yıl sonraya kalmış. 23 Haziran 1912 tarihinde Kemeraltı 1. Beyler Sokağı'nda Salepçizade Konağı'nın selamlık bölümünde hizmete giren kütüphanenin bugünkü binasına taşınması ise uzun yıllar almış. Kütüphanenin açılışından kısa bir süre sonra valilik, kütüphane ve ona gelir sağlamak amacıyla planlanan sinemanın tesisi için arsa bulmuş hatta duvar inşaatını bitirmesini sağlamış. Ancak Balkan Savaşı ve işgal yılları inşaatın durmasına neden olmuş. 1922'den sonra öncelikle sinemanın inşası ele alınmış ve o zamana kadar birikmiş olan 23 bin lira ve sinemanın işletmesini altı aylık peşin kira karşılığı 45 bin ira ödeyerek üstlenen İpekçi kardeşlerin yardımı ile Milli Sinema (Elhamra Sineması) 1926 yılında hizmete açılmış. Milli Kütüphane ise 29 Ekim 1933'de Cumhuriyetimizin 10.yıl şenliklerinde hizmete açılmış. İzmir Milli Kütüphane Çin'deki birbirinden değerli kitapları, el yazmaları, şiir, tarih ve antropoloji seçkileri ile kitap kurtları için bir cennet.

 

Milli Sinema (Elhamra Simeası): Düşün ki İzmir’in, İzmirli'nin içindeki sanat aşkı ne kadar eskiler dayanıyor. Neo-Klasik tarzdaki Milli Sinema ve Milli Kütüphane'nin projeleri Vali Rahmi (Arslan) Bey tarafından 1909'da Sanayi-i Nefise Mektebi'nden (daha sonraki Güzel Sanatlar Akademisi) mezun olmuş olan kolordu mimarı Tahsin Sermet'e yaptırılmış. Yıllarca Milli Kütüphane'ye bağlı olarak çalışan ek bina, Elhamra Sineması olarak İzmirliler'in beleğine yerleşti. 1980'den sonra İzmir Devlet Opera ve Balesi'ne verildi. Bugün en güzel temsilleri, en güzel opera ve klasik müzik konserlerini bu büyüleyici salonda izleyebilirsin.

 

Pizza Venedik...Gözümü bu dükkanda açtım ben. 6 yaşımda İstanbul’daki kuzenim daha pizzanın ne olduğunu bilmezken, pizzam spesiyal mi, peperoni mantar mı olsun diye karar vermeye çalışıyordum. 1979 yılında, benden bile önce doğan Pizza Venedik'te büyüdük biz hepimiz. Liseyi asıp pizza yemeye geldik, doğum günü kutlamaya geldik, evlilik teklifi almaya geldik. Ayrıldık ağlamaya geldik. Ne ekip değişti, ne efsane pizzası. Tek eklenen ailenin ikinci kuşağı, New York’ta gastronomi okuyan genç ve müthiş yetenekli şef kardeşler Melodi ve Osman Sezener’in yeni nesil dokunuşları (şamfıstıklı pestolu kabak füme etli pizza gibi...) oldu. İyi ki hayatımızdasın Pizza Venedik!

 

Reyhan Pastanesi... İzmirli sevgilileri, tatlı anneanneleri, öğle arasında Türk kahvesini ya da espresso’sunu yudumlayan yakışıklı iş adamlarını arayacak olursan ilk işin Reyhan Pastanesi’ne bakmak olsun. Üstelik İzmir’in en köklü pastanelerinden biri burası. Reyhan Pastanesinin kökleri, Çarlık döneminde Rusya‘ da pastanenin bugünkü sahiplerinin dedelerinin bu mesleğe adım atmalarına dayanıyor. Rusya‘ da rejim değişimini takiben dedelerin, İzmir‘e göçü ile Reyhan‘ın İzmir temelleri de atılmış. 1956 Yılında İzmir Basmane semtinde Fuar Pastanesi ile ailenin ikinci kuşağı hizmetine devam etmiş. 1965 Yılında bugünkü Alsancak Şubesinin adresinde yer alan, zamanının iki katlı Rum evi restore edilerek, Cavit REYHAN ve Hüseyin REYHAN tarafından pastane & restoran & kulüp olarak hizmete sunulmuş ve Reyhan yeni bir kimlik kazanmış. 1965 yılından sonra , Reyhan İzmir‘ in markası olma yolunda hızla büyümüş, zamanın devlet başkanlarını, dünya sosyetesini ağırlayan bir mekana dönüşmüş. 1970’li yılların sonunda, kentsel dönüşüm koşulları gereği, tarihi Rum evi yıkılmış ve yerine çok katlı bina inşa edilmiş. Bu değişim sürecinde, Reyhan Pastanesi, hizmetine Basmane‘ de yer alan Fuar Pastanesi olarak devam etmiş. Bu yıllarda, ailenin üçüncü kuşağı işin başına geçmiş. 1991 yılında ise bugünkü Alsancak Şubesi, eski adresinde yeniden hizmete girmiş ve bugün İzmir’in en tatlı profiterollerine, cheesecake’lerine ve nefis pastalarına imza atmaya başlamış. Yolun İzmir’e düşerse muhakkak uğra. 

BLOGGER

Bahar Akıncı
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET