SOKAKTA - BERLİN

KALK BERLİN'E GİDELİM!

İlkbaharda Mauerpark’ta, yazın kanal kenarındaki Badeschiff’in çimleri üzerinde, sonbaharda Müzeler Adası’na bakan Mitte kahvelerinde aşık olduk Berlin’e. Ama karların altında da olsa, kışı bir başka güzel işte. Işıkları, insanları, sana yeniden doğmuş gibi hisseden mekanlarıyla Berlin 2014’e hazır!

 

İçindeki dahi Michel Berger Hotel’de ortaya çıkmalı… Burası hayallerini gerçeğe dönüştürmeyi başarmış Tom ve arkadaşlarının evi. Dilediğin her yere kendinden bir parça bırakabileceğin bir dehliz gibi. Michel Berger Otel’de onların Berlin’ini anlatan bir atlas, arkadaşlarına yollaman için tasarlanmış postakartları, sanat eseri kıvamında kibritler ve sen bu yazıyı okurken yapımına devam edilen pek çok eser var. Kalmaya olmadı, Honolulu Kahvesi’nin eski kitap sayfalarından yapılmış devasa lambasını görmeye uğramalısın. 

 

Evin sana aşık olacak… Berlin’de metrekare başına çok fazla yaratıcı insan düşüyor. Öyle olunca tek bir sokaktaki dükkanları gezmek için bile iki-üç gün ayırmak gerekiyor. Keşfettiklerini bize yollamanı rica ettikten sonra Jean et Lili’den bahsetmek istiyoruz. Romantik. Kısaca böyle tanımlayabiliriz. Dekorasyon yaparken hiç dikkat etmediğin detaylar, mesela kapının kolu, sabunluğun, mumluk, çaydanlık, sepet, çerçeve. Evini mutlu edecek küçük şeylerin hepsi burada satılıyor. 

 

Özgürlüğün merkez üssü FluxSen hiç gittiğin lokantada gitar çalacağın bir sahne buldun mu? Ya da aşağıda galerimiz var gözatmak isterseniz diye öneride bulunan garsonlar? Cevabın, büyük ihtimalle hayır, o halde Flux’ta masanı ayırtmayı unutma. Üstelik Berlin müzik sahnesinin en yenileri burada konser veriyor. 

 

Kalbine giden yol Kochhaus’tan geçer… Markete gittiğinde pirinçler makarnaların, soslar zeytinyağlarının yanında olur ya hep. Klasik. Şimdi bu geleneği değiştirecek dükkan Berlin’de açılmış. Kochhaus’ta, iki haftada bir değişen teşhir masaları var. Her masada o yemeğin nasıl yapılacağını anlatan menü ve malzemelerini buluyorsun. Akdeniz usulü risotto, ya da Hint klasiği Palak Paneer’ı evinde yapmak için şef olmana gerek yok. Doğru dükkanı buldun. 

 

Liquidrom bedenine iyi gelecek… Berlin’deki son gününde 3-4 saatini ayır, çünkü Liquidrom’da yeniden doğacaksın. Öncelikle elektronik ya da klasik müzikle ambiyans yaratan, tavandaki pencerelerden ay ışığı süzülen termal banyodasın. Suyun tadı deniz gibi. Sonra Bali, Hint, sıcak taş, aromatik masajlardan birini seçip bedenine dinlenme izni veriyorsun. Ardından Alman klasiği: taze soğan ve kremayla gelen fırında patates. Uzandığın şezlongda. Yanında.

 

Berlin için çay vakti…Dünya Berlin’de dedik. Viyetnamın çaylarını servis eden Chén Chè‘yi anlatmadan konuyu kapatmak istemedik. Tek başına bitiremeyeceğin için eşinle birlikte gitmeli, zencefil, yasemin çiçeği, limon kabuklarıyla gelen çayları yudumlamalısın. Sükunet, mutluluk hissi garantili.

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET