İPUCU - LONDRA

LONDRA KLASİKLERİ

Bir yandan en yeniyi, en turistik olmayanı, en kitaplarda yazmayanı bulayım diye şehrin sokaklarında koşturup duruyorum ama, bazı klasikler o şehirleri güzel yapar. Mesela nasıl İstanbul’a geldiğinde Boğaz’a nazır bir çay içmeyi unutmuyorsan, nasıl İstiklal Caddesi’nde Taksim’den Tünel’e tur atmayı ötelemiyorsan, nasıl vapura binip de Karaköy’den Kadıköy’e geçmeyi atlamıyorsan, o zaman Londra’da da bu aşağıda bahsi geçen mevzuları yapılacaklar listesine yazacak ve unutmayacaksın. Yoksa geri dönüp de Londra’da şöyle şeyler yaptım, pek de mutlu oldum hikayelerini anlatmaya başladığında ayıp etmişsin derler, ve haklıdırlar…

 

Portabello Road... Bir Cumartesi günündeyiz. Notting Hill’in filmlere konu olmuş antikacılar yolu Portabello Road’dan yokuş aşağı vurup, etrafta kurulmuş geçici pazar yerlerine bakmadan, karın açlık sinyalleri verince de yakında Zorlu Center’da bir şubesi açılacak olan Tom’s Deli’de hamburger yanında bloody marry siparişi vermeden, olmaz.

 

Flower Market'tan Brick Lane'e... Bu sefer Pazar sabahı. Columbia Flower Market’in 06:30’da açılan tezgahlarındaki yüzlerce tonda çiçeğin kokusunu içine çekmeden, etraftaki küçük dükkanlara girip çıkmadan, ardından tabana kuvvet usulü Brick Lane sokaklarına dönüp Sunday Up Market’tan hediyelik mallar kontenjanını doldurmadan, eğer şanslıysan hemen yanında çantanı, telefonunu kasaya koyup da gezmeye başlayabildiğin Pop Up dükkan içinde Prada’dan Max Mara’ya dünyanın en ünlü markalarının mallarını pek ucuza bulur muyum diye bakmadan, olmaz.

 

Tate Modern ve Queens Walk... Tate Modern’in daimi sergilerinden birine, ya da o arada hangisine denk gelmişsen o güzelliğe bakıp,  Queens Walk’tan aşağı, Thames Nehri kenarında yürümeden, BFI binasının içindeki kahveye oturup en yakın seansta hangi film varsa bir bilet almadan, London Eye'a sana bir aşağıdan baktım demeden, olmaz.

 

Oxford Street... Oxford Street metro durağında tube'dan (metro'nun Londra şubesi) inip dört katlı Top Shop’un her katında bir saat geçirmeden, hemen yanındaki Urban Outfitters’da üç torba, Primark’ın indirimli mallarından düzinelerce çantana atmadan, rotayı Soho’ya çevirip de Liberty dükkanına girmeden ve Carnaby Street mağazalarından geçmeden, hiç olmaz.

 

Camden Town... Camden Town için bir öğleden sonrasını ayırıp, sokak müzisyenlerine birkaç pound atıp, geleceğin Amy Winehouse’larını ya da çakmalarını keşfetmeden;  kahverengi suya karşı bir motorun üzerine kurulup (burada tabure yerine motosiklet selesini sandalye olarak kullanıyorlar) noodle kaşıklamadan, olmaz.

 

Otobüs turu... Meşhur kırmızı otobüslere atlayıp şehri bir de tepeden görmeden, hatta şanslıysan vintage dekore edilmiş 38 numaralardan birine denk gelmeden dönmek, olmaz.

 

Müzikaller... Thriller @ Lyric Theatre; Phantom of The Opera @ Her Majestys Theatre; Les Miserables @ Queen's Theatre; Mamma Mia @ Novello Theatre; We Will Rock You @ Dominion Theatre; The Lion King @ Lyceum Theatre ve bunun gibi müzikallere bilet almadan, ortamın raconuna uymak için arada içeceğiniz içkiyi önden sipariş edip sonra adınıza ayrılmış bir kağıtla masanın üzerinde bulmadan, olmaz.

 

Parklarda piknik... Yazın yüzünü küresel mevsim değişimleri yüzünden daha çok gösteren güneşli günlerden birinde Regent's Park, Hyde Park, Victoria Park; pelikanları uzaktan da olsa görebileceğiniz St. James’s Park; ceylanlarla dolu The Richmond park gibi yeşil alanlardan birine bisikletleri sürüp, piknik sepetiniz ve kitaplarınızla bir gün geçirmeden, arada bardaklarla servis edilen mojito’lardan birkaç tane içmeden, olmaz.

 

Özgürce konuşma... Bir pazar günü Speakers’ Corner’da aklına geleni söyleyebilen özgür insanlarla tanışmadan, hatta canın çekerse onlardan biri olmadan, olmaz.

 

Jamie Oliver... İstanbul’a geleceğini duyduğumuzdan beri ağzımız kulaklarımızda dolaştığımız Naked Chef (Çıplak Şef) Jamie Oliver’ın mekanlarından birine uğramadan hiç olmaz. Benim favorim makarnaları gözünün önünde taze taze yapan, sosları Napoli, Sicilya, Roma tarzına uyduran Jamie’s İtalian.

 

Covent Garden... 1654’ten beri sebze-meyve pazarı olarak tasarlanmış, Soho’nun on dakika uzağındaki Covent Garden’a, Jubilee Market Hall’un daimi sokak gösterisi yapan sanatçılarının arasına karışmadan, olmaz

 

Buckinghame Palace önündeki askerlerin nöbet teslim töreni, Big Ben Kulesi, British Museum gibi etkinlikler de var ama ben turistikle klasik arasındaki çizgiyi burada çektim. Giderim.

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET