YEMEKTE - LONDRA

LONDRA YENİ! YEMEKÇİLERİ

İnsan beş gün seyahate gitti üzülür mü? Her geçen gün sadece dört günüm kaldı telaşıyla sokaklarda gezinir mi? İkinci bir midem olsaydı da sekiz öğün yemek sığdırabilseydim, Misfits dizisindeki gibi iki bedenim birbirinden ayrı takılabilseydi de her sokakta yürüyebilseydim diye hayal kurar mı? Ben kurdum. Londra’da. Bu sefer ne yağmur yağdı, ne kar. “En büyük aşkın benim!” dercesine, kendini bir kez daha, sevdirdi çakal. 

 

Onu da yiyemedim, bunu da içemedim, o kahvedede oturamadım diye sızlanmayı bir kenara atıp, yaşasın Londra’ya gitmek için daha en az yüz bahanem daha var moduna geçiyor ve size Londra yerlilerinden öğrendiğim çeşitli mekanları açıklıyorum…

 

Leila’s Shop, Shoreditch, Sabah

10:30’dan önce giderseniz kapı, pencere, duvar olan bu mekan, ilerleyen saatlerde Doğu Yakasının en popüler kahvaltıcılarından birine dönüşüyor. Türk usulü ekmek-peynir, ceviz, dalından koparılmış meyvelerden yapılan taze sular, İngilizler’e has brownie’ler, kekler ve çeşit çeşit çay olan Leila’s’ın yan tarafı da lezzete doymayanlar için dükkan işlevi görüyor. Yarım kilo şundan, biraz da bundan. 

15-17 Calvert Avenue

 

Albion, Shoreditch, Sabah

Pazar günü sakın gitme! Kapısında öyle bir kalabalık var ki bir yandan fırından yeni çıkmış kruvasan, cheesecake, muffin kokuları burnuna doluyor, öbür taraftan garson hanımlar 45 dakikalık bir bekleme listesi olduğunun haberini veriyor. Ben şöyle etrafa bir göz atayım da geleyim seçeneği söz konusu değil, kaçtın mı yerini kapıyorlar.

2-4 Boundary Street

 

Caravan, Farrington, Sabah

Bunca yıldır Londra’ya gidip geliyorum (bu dokuzuncu Londra çıkartmasıymış gümrükteki “nereleri gezeceksin?” diye soran beyefendiye göre) bugüne kadar Farrington diye bir mahalle olduğundan haberim yoktu. Mahallenin iki özelliğinden birisi Smithfield isimli bir et pazarına ev sahipliği yapması, ikincisi de buna bağlı olarak çok iyi, Michelin yıldızının yüzünü kara çıkarmayacak restoranlarla dolu olması. Onlardan biri olan Caravan’da sabah kalvaltısı diye oturduk, gezecek çok yer olmasa akşam yemeğinde kalkabilirdik. Rokayla servis edilen French Toast (yumurtalı ekmek)’larını mı anlatsam, domatesli sosla gelen chorizo’lardan mı bahsetsem yoksa İngiliz kahvaltısı niyetine gelen tabaktaki fasulyelerin baharatlı lezzetini mi? 

11-13 Exmouth Market

 

Granger & Co, Notting Hill, sabah

“Notting Hill’de kesin Tom’s Deli’ye git, Electric House’a üye olan bir arkadaş edin oraya gir” diyenlere “bırak ya o işleri Granger & Co bizim yeni müşteri” demek istiyorsan işte sana fırsat. Kahvaltı menüsünü bloody marry ya da mimozayla açıyorsun, tost edilmiş hindistancevizi ekmeği, tatlı patates yanında bacon, avocado salatalı çavdar ekmeği gibi güzellikleri de menüden seçiyorsun. Kendileri Avustralyalı. O yüzden ülkelerinin geleneklerinden etkilenmişler.

175 Westbourne Grove 

 

Wright Brothers, Borough Market, öğle

Borough Market Londra’nın yemek üssü. Cumartesi günü pazar yerine gitmişseniz kendinizi sosisli sandviçten bir ısırık aldıktan, Viyetnam yemeklerinden iki çatal götürdükten, beş santim kalınlığında rendelenmiş tostla dört köşe olduktan sonra Wright Brothers’ın tahta masalarına tünemiş, bir bardak şampanya yanında istridyelerin üstüne acı sos ve limon boşaltırken bulabilirsiniz. Burada bu adete brunch diyorlar. 

11 Stoney St

 

Leon, Londra geneli, öğle

Leon sağlıklı mutfak konseptini Lübnan yemeklerinden esinlenerek yaratmış, Macdonald’s ve türevlerine bir alternatif. Ben pek çok mahallede dükkanlarını gördüm, hepsinin dekorasyonuna hayran kaldım, neden bizde şöyle bir zincir yok diye de bir güzel dertlendim.

 

Shoryu Ramen, Soho, Öğle

Bir makarnadan yüz yemek çıkar mı diye hafiften söylenerek gittim. Efendim sekiz ayrı sos, üç başka hardal, sebzeleri haşlasak da mı koysak, kızartsak da mı eklesek gibi onlarca işlemi düşününce anladım ki çıkıyormuş. Ayrıca böreğin uzakdoğu şubesi olan Gyoza Dumpling’lerden de ramen’leri beklerken sipariş etmek gerekiyormuş.

9 Regent St.

 

Bob Bob Ricard, Soho, öğle

Bütün gün sokaklarda yürüdün, ellerinde poşetler, saçın başın bir yana dağılmış halde Bob Bob Ricard’a girmene imkan yok. Kendine çeki düzen verecek, hatta belki hafif bir topuklu ayakkabı çekeceksin. Menüsü Rus esintili İngiliz tipi olarak tanımlanıyor. Pancar ve lahanayla yapılan borsch çorbası, trüf mantar soslu patates, somon tartar, üç peynirli sufle gibi güzellikleri barındırıyor.

1 Upper James St 

 

Bistroteque, Hackney, akşam

Koyu renk ahşap sandalyeler, mermer masalar, yüksek tavanlı endüstriyel bir alan, büyük büyük anneannenin evinden kalmış avizeler. Aklında, korku filmlerinden bir sahne canlanmış olabilir. Onu at “basitlik şıklıktır” temasıyla başrol oyuncularının bir masa etrafında birleştiği lokantalardan biriyle değiştir. Önüne steak tartar, yeşil soslu çupra, roka, kereviz, maydanoz gibi lezzetlerle tatlandırılmış yarım bir tavuk koy. Tamamsın. Şimdi Bistroteque’in havasına girdin.

23 Wadeson St. 

 

Hawksmoor, Covent Garden, akşam

Geçen gittiğimde en popüler mekanlar arasında soya sosunun bol kullanıldığı mutfaklar vardı. Bu bayrağı şimdilerde et ve burgerciler devralmış durumda. Onlardan biri olan Hawksmoor’da 300-600 gram arasındaki etler iki ay tütsülendikten sonra masanıza düşüyor. Dilerseniz üzerine yumurta kırdırmak, yanına mangalda pişmiş kestane istemek, bir tabağa turşusunu bol koydurtmak da adetten.

 

Lardo, London Fields, akşam

Shoreditch’te fiyatlar ikiye katlanınca sanatçılar, kıt kanaat geçinenler, müzisyenler (yani tüm trendsetterlar) daha da doğuya, Türkler’in ve Viyetnamlılar’ın memleketi olarak bilinen Dalston’a doğru kaymış durumda. İşte o arada derede, pek İtalyan bir lokanta da kendine popüler kimliğiyle yer edinmiş. Kreması içinden taşan mozzarella peynirleri ve şarküteri tabaklarıyla başlayan menüsü, makarna, pizza ve fırından ne çıkarsa tadında güzelliklerle devam ediyor. Şarapları ayrı bir hoş.

205 Richmond Road

 

Burger & Lobster, Soho, akşam

Vejeteryenler buraya kokteylleri güzel diye size kandırmaya çalışsalar da sakın ayak basmayın! Adı üzerinde olan lokantanın tüm menüsü burger ve ıstakoz, hatta zaman zaman ikisinin bir arada servis edildiği tabaklarla dolu.

 

Wapping Project, Bankside, akşam

Dışarıdan bakınca depo. Korkma, içeride fareler falan cirit atmıyor. Son derece modern tasarlanmış ortamın bir yanı ileride işleri yüz bin poundlardan satılması olası sanatçılara ayrılmış, kalanı da restoran. Sen duvarda video gösterimleri izlerken, ya da yanında enstalasyonla beraber bir kitap okuması izlerken mutfaktan inanılmaz kokular yükseliyor. Sanat ruhun gıdası. Doğru demişler.

Wapping Hydraulic Power Station 

 

John Salt, Islington, akşam

Mahallenin lokantası konseptiyle işe başlamış John Salt, Rib Eye pirzolaları yüzünden on gün önceden rezervasyon hatlarının kitlendiği pek popüler bir lokantaya dönüşmüş. Ben yiyemedim, gidemedim, tadamadım. Sen yap! Dediğim yerlerden biri burası bak.

131 Upper Street

 

Tramontana Brindisa, Shoreditch, akşam

Dünyanın hiçbir yerinde küçük kızarmış yeşil biberlerin bu kadar lezzetlisini yemedim. Net. Onlardan sekiz ayrı tabak isteme dürtümüzü garson beyler durdurup sırasıyla bize elle ayrılmış etlerden oluşan bir şarküteri tabağı, aioli soslu patatesler, chorizolu tost ekmekleri, beyaz sosun lezzetinin nereden geldiğini sekiz saat tartıştığımız bir mantar getirdiler. Sonrası mideye aldıklarımızı eritmek amaçlı iki saat süren şehir turu şeklinde devam etti. Ama değdi!

152 Curtain Road 

 

Vinoteca, Farrington, akşam

Dedim ya. Farrington yeni mahallem. Belki biraz Avrupa özlemimi dindirdiğinden ya da etrafta çok Fransızca konuşan olduğundan emin değilim ama duygusunu sevdim. Londra’da metrekare başına en çok gurme restoranın düştüğü sokak olan St John üzerindeki bu lokantada yirmi sayfa, dünyanın her yanından gelmiş şarapların olduğu bir menü var. Türk göremeyince sorduk: Sizde de çok iyi şaraplar var ama ne yazık ki bir şişe diğerini uymuyor, tutarlılık yok dedi sommelier bey. Bize alınması gereken bir ders. Bonfile yanında gelen anneanne modeli patates kızartmaları offfffffff. Kıvamında.

 

Önemli notlar:

- Londra’da pek çok restoran rezervasyonsuz almıyor, ya da alsa bile 45 dakika bekleme listeleri oluyor. Ondan önden telefon etmeyi ya da sitelerinden online rezervasyon yapmayı unutmayın

- pek çok lokanta 11:30-15:30 arasında öğle servisine, 18:00 sonrası akşam yemeğine açık, sizin saatler buna uymazsa aç kalırsınız.

- Bahşiş hesaba dahil gelebiliyor. Ona iyice bakın, sonradan boşuna para ödemeyin bir de yüklü hesaplarınıza

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET