GEZİNTİDE - LYON

LYON KÜLTÜR TURU

Fransa'nın en büyük parkları

Fransa’nın en büyük parkının Lyon’da olduğunu biliyor muydunuz? Her köşesinde atlı karıncalar olan bu kentin 6’ıncı bölgesinde yer alan Parc de la Tête d’Or yani Altın Baş Parkı (Evet Türkçe’ye çevirince o kadar havalı olmadı) tam bir günü içinde geçirebileceğiniz büyüklükte. Hikayeye göre bu parkın içinde bir yerde gömülü altından yapılmış bir İsa heykeli başı var. Parkın ismi ve altın rengi kapıları bu hikayeden geliyor. İçeride zürafalar da var, bir göl ve sayısız çiçek de. Ayrıca soluklanıp sıcacık bir noissette içebileceğiniz bir café'si ve kış bahçesi de pek havalı. 7’inci bölgedeki Parc Francis Poppy ve 4’üncü bölgedeki Parc de Parilly de doğayı, sessizliği ve sincapları seviyorsanız vakit geçirebileceğiniz diğer yeşil alanlar. Şehrin içinde bunların dışında da küçük parklarla sık sık karşılaşacaksınız zaten.

 

Köprü, güzeldir

İki ayrı nehir, Seinnes ve Ren ile üç parçaya bölünmüş olan Lyon’da köprüden bol bir şey yok! Ren Nehri üstünde tam 15, Seinne üzerinde 17 köprü var. Tabii ki hepsi kullanımda değil ve tabii ki hepsi aynı güzellikte değil. Kimisi sadece yayalara kimisi trenlere kimisi de hem yayalara hem trafiğe açık. Ama Lyon’a adım attığınız andan itibaren şarap içtiğiniz kadar çok köprü geçeceğiniz kesin.

 

Şehrin en ünlü köprüsü Pont Bonaparte. Akşam saatlerinde manzarası en güzel olan köprü de bu. Çok yaşlı değil, 20. Yüzyıl ürünü, taş bir köprü. Çok yakınındaki Passerelle Saint Vincente ise 1600’lü yıllarda don sebebiyle yıkılmış ve 1800’lerin başında yeniden inşa edilmiş. O zamandan beri sağlam. Ren üstündeki 1890’dan kalma Pont Lafayette şehrin ünlü köprülerinden bir başkası. Biz onu “Bayraklı Köprü” olarak andık Lyon gezimiz sırasında. Şehri “eski şehre” bağlayan ve çok zarif görünen Passerelle Masaryk benim favorim. Şu an şehirde yapımı devam eden 2 köprü daha var. Biri bu sene içinde tamamlanacak. Şehri mahvetmeden yapıldıkları için kimse “3’üncü köprü” protestosu da yapmıyor.

 

Sanatın destekçisiyiz

Lyon’da sanat denince ilk görülecek şey binaların üzerindeki duvar resimleri. Grafittilerden bahsetmiyorum. Binaları komple kaplayan “mural”ler bunlar. Yaklaşık 60 bina insanı gülümseten bir sanatla kaplı. Kullanılmayan apartmanları böylesine güzel göstermenin daha dahiyane bir yanı olamaz! Özellikle La Biblioth binası mutlaka görülmeli.  Bu binalar dışında da yolda yürürken, kaçınılmaz olarak karşınıza çıkacak onlarca sanat şaheseri var bu şehirde. Zaten Lyon’un %10’unun UNESCO’nun Dünya Doğal ve Kültürel Mirası Koruma Listesi’nde olduğunu düşünürseniz görecek ne kadar çok şey olduğunu tahmin edebilirsiniz.

 

Modern Sanatlar Müzesi (Museé des Beaux Arts de Lyon): Bir çağdaş sanat mabedi. Koleksiyonları Eski Mısır’dan günümüze uzanan çeşitlilikte ve Avrupa’nın en geniş koleksiyonlarından biri. Sanal tur için şurayı tıklayın

 

Minyatür Sinema Müzesi (Musée Miniature et Cinéma) Minyatür sanatçısı Dan Ohlman’ın şahsi müzesi, şehrin eski bölgesi Vieux-Lyon’da, barlar, restoranlar ve dev şekerciler arasına sıkışıp kalmış. Birçok filmin setinin minyatürünü burada bulabilirsiniz. En yeni eklenen sergi Hugo filminin sahnelerinin minyatürleri. Müzede sadece minyatürler değil; 60’lardan bugüne ünlü filmlerden orijinal kostümler, maketler, maskeler de var.

 

Institute Lumiere Museum: Tarihi en çok etkileyen ailelerden birinin, sinemanın babalarının, Lumière ailesinin evi burası. Düşünsenize hayal dünyamızı etkileyen filmler bu aile olmasa çekilemezdi! Lumière kardeşlerin evinde yatak odalarına da girebilirsiniz ilk günden itibaren kameranın ve sinemanın gelişimini de izleyebilirsiniz. Yaz aylarında bahçesinde açık hava sinema festivali yapılıyor, aklınızda bulunsun.

 

BLOGGER

Heja Bozyel
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET