YEMEKTE - OSLO

MEKSİKA, JAPON, İTALYAN!

Oslo küçük şehir. Hatta Türkiye standartlarında baktığında kasaba desen yeridir. Ama kilometrekaresi her ne kadar az da olsa dünyanın tüm yemeklerini sokaklarına sığdırmış bir memleket. Meksika’dan Japonya’ya hiçbir ülkeyi unutmamış durumda. Gel o halde, Oslo masalarında nasıl dünya turu yapılıyor görelim!

 

Meksikalı Mission Taco: Aslında San Fransisco’dan gelmiş,  içeri girdiğin anda çalan Jhonny Cash’ten mi bilinmez, bir Nashville havası da var. Ne yiyeceğim sorusunun cevabı basit: Etli, tavuklu, fasulyeli tacos. Onu beklerken de guacamole’si çatalla ezilmiş nachos. Dünyanın Meksika hariç hemen her ülkesinde tacos denemiş biri olarak söyleyebilirim ki on numara beş yıldız, pekiyi pekiyi pekiyi! Mission Taco’da karın doyurunca nereye gitmeli?  Hemen yan kapısındaki Revolver Perşembe-Cuma-Cumartesi akşamları  canlı müzik yapıyor. Oslolu müzik gruplarını keşfetmek, elde Shazam açık dolaşmak için ideal. 

 

İspanya’dan gelme Delicatessen: Hemen hepimizin listesinde akşam yemeği mekanı olarak ismi yazıyordu. Bu sebeple Grünerlokka şubesinde yirmi dakika sıra beklememize rağmen masada yerimizi aldık. Sonrası? İspanyol usulü bitiremediğimiz tabaklar şeklinde gelişti. Chorizzo, patatas bravas, ahtapot salatası, tortilla… Ne istersen nefis. Delicatessen’de karın doyurunca nereye gitmeli? Biraz ileride Bettola var. Burası Oslo’da keşfettiğimiz ilk kokteyl barıydı.Barmenler işi biliyor. Menüye bakmadan acı, ekşi, tatlı istiyorum, cin ve fesleğeni de çok severim gibi bilgiler verirsen senin için en mükemmel kokteyli icat ediyorlar.

 

İtalyan işi Villa Paradiso: Pinerolo Cantina, Café Piccolo, Mamma Pizza, Ruffino… Oslo’da İtalyan işi pizza yemek için seçenek çoktu ama ben en sonunda yerlisine, foursquare’e ve iç güdülerime güvenip Villa Paradiso’yu beğendim. Neden mi? Bir kere önünden her geçtiğimde yemek yemeyi bekleyen kalabalıklar vardı. İkincisi Grünerlokka’da en sevdiğim meydanda bulunmaktaydı. Üçüncüsü kapıdan içeri başımı uzatınca burnuma dolan kokular Roma günlerimi anımsattı.  Villa Paradiso’da karın doyunca nereye gitmeli? Hemen karşıda, 1960’ların Amerikası’nda Harley Davidsoncula'rın barlarını anımsatan Ryes var, ya da biraz ileride bira çeşitlerini denemek için Grünerlokka Brygghus taburelerine kurulabilirsin.

 

Japon Tapasçı İzakaya: İzakaya üstü Fuglen yapmayı Elif (@cizenbayan)’ten öğrendik. Bu sebeple sözü kendisine bırakıyorum anlatması için… “ St. Olavs plass 7 numarada yer alan Japon barı Izakaya'da ufak, tapasvari porsiyonlarla çeşit çeşit Japon lezzetini deneme imkanı sunuyor. Barın arkasında biri Oslo, biri Tokyo'daki yerel saati gösteren iki duvar saati, duvarlardaki Japonca çizgi romanlar, aydınlatma elemanları ile atmosferi de son derece orijinal. Akşam yemeğini hafifçe geçiştirdikten sonra Izakaya'da zencefil ağırlıklı leziz kokteyllerin ve biranın yanında biraz Edamame bir iki de Yakitori ile keyif yapabilirsin. Yalnız dikkat 10 itibariyle mutfak kapanıyor. İzakaya’da karın doyunca nereye gitmeli? Fuglen Norveççe kuş anlamına geliyor. Gündüz retro mobilyaların satıldığı bir mağaza, yan tarafında mekana yeni eklenmiş epey şık bir berber dükkanı ve cafe; gece ise süper kokteyllerin yapıldığı bir bar burası 2010 yılından beri yılın en iyi barı ödüllerini topluyor.

 

Sushici Alex! Yüksek yüksek puanları alan iki sushici vardı. Alex ve Jonoe. Biz o sırada Aker Brygge kaldırımlarında güneşlenmekte olduğumuz için Alex’in kapısından içeri daldık. Burada sistem basit: Menüyü fiyatına göre belirliyor, ardından şefin elinden o gün ne çıkarsa onu yiyorsun. Özellikle sashimi’ler konusunda doktora yapmışlar. Eee deniz ürünlerinin, özellikle de somonun nefis olduğu bir ülkede başka türlüsü düşünülemez elbette.  Alex’te karın doyunca nereye gitmeli? Kış aylarında kuzeylerin en güzel caz barlarından biri olan Bare Jazz kapılarını kendi keşfettikleri yeteneklere açıyor.

 

Dognvill mi İllegal mi? İşte geldik Oslolular’ı ikiye ayıran soruna. İllegal’de Gourmet mi Dognvill’de tatlı patates kızartması mı? İllegal 16:00’ya kadar açılsın diye beklemek mi, Dognvill masalarına 12:00’de oturup kahvaltı niyetine burger yemek mi? Yoksa hiç seçim yapmayıp hem onda hem onda karnını doyurmak mı? Bu noktada seçimi sana bırakıyor, aradan çekiliyorum. Hamburgercide karın doyunca nereye gitmeli? Bana sorarsan iyi rock müzik dinleyip, biraz da tepinmeye Rockefeller’a! 

 

Romantik Le Benjamin: Oslo’da ilk ya da son ya da herhangi bir akşamın. Yanında da sevgilin mi var? O zaman size biraz romantik, hafif Fransız havasında bir yemek için Le Benjamin’e alalım. Başlangıcı mangolu deniz ürünleri salatasıyla yapıp, ana yemekte antrikot bulabileceğin, tatlı seansında sorbelerin, tartların, crepe suzette’lerin, makaronların nefiss olduğu pek Parisli bir restoran burası. Le Benjamin’de karın doyunca nereye gitmeli? Bu kadar romantizm yeter. Biraz da neşemizi bulalım dersen, Oslo’nun en güzel oyuncaklı barlarından biri de hemen yakında. Adı üstünde: Tilt 

 

Modern Norveçli Maaemo: Norveç usulü köfte kjøttkaker, kuzu ve lahanadan yapılan bir tür güveç yemeği fårikål gibi Norveç spesiyallerini modernize etmiş, Oslo’nun iki Michelin yıldızlı tek restoranı burası. Gitmeden bazen haftalar öncesinden online olarak masanı ayırtmak gerekiyor. Moleküler mutfağın Oslo temsilcisi kendisi. Maaemo’da karın doyunca nereye gitmeli? Az ileride Oslo’nun en popüler biracısı Schouskjelleren Mikrobryggeri var. Burada kendi yaptıkları biraları tadabilirsin.

 

Başka ilginç deneyimler için…

Madu  “raw food” yani çiğ yemek akımının temsilcilerinden.

Fauna 5 ya da 7 tabaklı mönüsünü şarap ile birleştirip tam bir deneyim sunuyor.

Nydalen çeşit çeşit biranın yanında birayla tatlandırılmış yemekler de servis ediyor.

Lofoten denizden çıkan her türlü böceği, ton balığını ve somonu lezzetlendirip servis eden çok özel bir restoran.

Şehrin kuzeyinde manzara izlemek için de Grefsenkollen listeme girdi.

 

 

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET