GEZİNTİDE - KIBRIS

NE GÜZEL ADASIN KIBRIS!

Girne Limanı’nda erken saatler. Balıkçılar birbirlerine selam verip yola açılıyor, akşama ellerinde mineriyle dönecekler. Biz kalenin oradan U dönüşü yapıp fenere ilerliyoruz. Karşımızda Girne, tüm güzelliğiyle. Dükkanlar pencereleri yeni açıyor, teknelerde içtima verilmiş, güverteler temizleniyor. Bu adada hayat yavaş, huzurla devam ediyor. Kaptan, şarkı söyler gibi, melodisi kulaklarımızda yer eden lehçeyle bağırıyor kıyıdan bize “Napan?!” Gülümsüyoruz. Saat 07:13. Arabaya atlayıp gidilecek çok yer var. Bu Kıbrıs bir güne sığmaz. İnsanı, denizi, dalgası, kumu bağımlılık yapar.

 

Karpaz’a yolculuk… İlk iş yönünüe Karpaz’a çeviriyorsun. KKTC’nin en kuzey ucunda caretta caretta’ların yumurtalarını bıraktığı Altın Kum, bungalovlarında uyanıp güneşe selam verdiğin Sea Bird, maviden, turkuvaza, sonra yeniden laciverte, yeşilen dönen berrak, saydam bir deniz bekliyor seni. Yanına sandviç, elma, armut alıp yolunu kesen eşeklere yedirmeyi, tarlalar arasında gezinen keçilere günaydııın demeyi unutma sakın. Karpaz’da mutlaka… Dipkarpaz köyüne girdiğinde merkezdeki taş kahveye oturuyor, bir okkalı kahve söylüyorsun.

 

Maria’nın Yeri… Halk arasında böyle dendiği için haritalarda bulmak zor oluyor. Yorgo Kasap Restoran olarak bakmak gerek. 120 haneli, nüfusunun hemen hepsi Lübnan’dan göçmüş Hristiyan asıllı, Arapça’nın anadil olduğu Kormacit Köyü’ndeki bu pöti kare örtülü lokanta, tam kilisenin karşısında. Mönüde o gün Maria’nın canı ne çekerse o, bir de küpte 5 saat pişirilmiş et var. Pastırma olarak bilinen baharatlı sucuk, lahanayla yapılan salata, kereviz sapı turşusu bizim favorilerimiz oldu. Maria’da sakın… Ayran, beyaz peynir, çay isteme! Satmıyor. Kendisi kokusuna da bakmasına, dayanamadığı için.

 

Saat 05:00, canın lahmacun çekti… Çaresi var. Lefkoşa içindeki Bereket Fırın’a uğruyorsun. Fırının kapağı iki asırlık, Pompei'den getirmiş İlker Bey. 52 yıldır burada,1920'de dedesi açmış. Senede bir gün kapatıyor. Yılbaşının ertesinde. Sabah 5'te gel lahmacun, pide, krik kraklar, çay hazır, 14:30'da kepenkler iner, İlker Bey eve döner. Berek Fırın’da mutlaka… Lahmacunun üzerine hellimli pide yiyeceksin!

 

Kitaptan duvarlar… Rüstem Kitabevi Lefkoşa merkezde. Benzerlerine az rastlanacak türde bir kitapçı. 80 yıldır babadan oğula geçen nefis bir koleksiyon var burada. Kahve, öğle yemeği için de uğranabiliyor ama asıl olarak kitapların kokusunu içine çekmeye, tek nüsha kitaplara müzede gezer gibi bakmaya gelmek şart. Rüstem Kitabevi’nde mutlaka… Birinci katında modern yazarların eserlerini bulabiliyorsun ama asıl ikinci kata, duvar kağıdı gibi etrafını kaplayan kitaplar arasında öğle yemeği yemeye çıkmalısın.

 

40 gün 40 gece, Ömerli Meyhane… Ömerli Meyhane'nin sahibi Ömer Bey'e tavuk suyunda haşlanmış makarna, mergez gibi mumbar dolma, şeftali kebabı, sabır kebabı, ravioli ile sürüp giden 4 saatlik, 35 çeşitlik mönü sürüp giderken siz nerelerde gezmeyi seviyorsunuz diye soruyoruz, Monaco, Barcelona diyor. Aslen Fransız mutfağı bilir, severmiş, ama buralarda çok gitmiyor diye yapmıyormuş.... Ömerli Meyhane’de mutlaka… Hindistan cevizi ve vanilyayla yapılan kırbaç (Kıbrıs şivesinde girbaç) tatlısı için midede yer ayır.

 

Maraş’ın hüznü… Gazimağusa (Magosa) sahiline vardığından dikenli tellerle sarmalanmış Maraş bölgesi çıkıyor karşına. Burası 13 Ağustos 1974’te Türk silahlı kuvvetleri tarafından ele geçiriliyor, bölgede yaşayan Rumlar evlerinden oluyor, herşeylerini bırakıp güneye sürülüyorlar. Bu ülkedeki bölünmenin başlangıcı. Şu anda Birleşmiş Milletler askerlerinin bulunduğu bir tampon bölge. İçinde hiçbir yerleşim yok, metruk binalar terkedilmiş, sahil boyunca diziliyor. Oysa hüzünle baktığın 1970’lerdeki fotoğraflarında Miami, Positano, Cate d’Azur gibi hareketli bir hayat çıkıyor karşına. Gazimağusa’da mutlaka… Famagusta eski şehir içini gezdikten sonra, The Palm House Café’nin masalarına oturup denizi seyre dalmalı, çırpma bakkala, fesleğenli levrek marine, bulgur köftesi, şeftali kebabı, molehiya (kuzu etiyle pişen, bol domates soslu ot), magarina bulli ( tavuk suyunda kalın, naneli makarna), pirohu ( hellimli, ince hamura mantı) ısmarlamalısın.

 

Güzel ülke manastırı… Tepelere tırmanıyoruz. Karşımızda, çiçekler arasında, enfes, birden hepimizi zamanda yüzlerce yıl öncesine taşıyan bir yapı beliriyor. Bellapais (Güzel Ülke) Manastırı. MS 12. yüzyılda Roma döneminde inşa edilmiş bu gotik yapı  1187 yılında Kudüs'ten göç eden Augustinian mezhebi rahiplerinin evi olmuş ilk olarak.  Kıbrıs'ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi'ne verilmiş, 1974 Harekatı ile Rumlar adanın güney kesimine göç edince Bellapais manastırı eski eserler ve müzeler dairesi himayesine geçmiş. Bellapais’de mutlaka… Bellapais Garden restoran’a oturup önündeki manzaraya tablo gibi bakmalı, sultan balığını denemelisin.

 

Karmi Köyü'nün dar sokakları... Tepelere çıkarıyor araba bizi. Dağların arasından. Orada bir köy var uzakta dediğimiz mekana. Küçük evler, begonvil ağaçları, çiçek kokuları arasında merhaba diyerek ilerliyoruz gördüğümüz insanlara. Karmi'de mutlaka...The Crow's Nest'te bir kahve içmeye oturmalı, köyün yabancılarıyla muhabbete dalmalı, buraya neden, nasıl geldiklerini dinlemelisin.

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET