SOKAKTA - PARİS

PARİS MAHALLE HAYATI, 2016

QUARTİER LATIN

 

Sorbonne’un mahallesi, Botanik Bahçesi merkez üssü olarak da bilinen Latin Mahallesi’nde nefis yerler var!

 

Mexi & Co: İçeride Meksika yaşıyor, kapı önünde Fransızlar geçiyor. Burrito, nachos, guacamole istersen uğraman gereken yer burası. Öğle saatlerinde 10 Euro’ya koca bir tabak geliyor önüne. Yemek bitince de sokak boyunca çizgi roman satan dükkanlara girip çıkabilirsin diye düşündük.

 

The Abbey Kitapçısı: Sen kitabı soluyanlardan mısın, bir oturuşta bitirenlerden mi yoksa kapağına bakıp da almaya karar verenlerden mi? Burası her boşluğu kitaplarla doldurmuş bir vaha olarak da tanımlanabilir sanırız.

 

Strada Café: Paris’in hemen hemen tüm sokağa açılan kaldırımları teras olarak bilinir ve Parisliler’in günün her saati dünya meselelerini, son okudukları kitapları konuşma yeridir. Bu yüzden üçüncü dalga kahveler çıktığında acaba buralarda tutar mı diye çok düşündük. Ama tuttu. Strada içlerinde en beğendikerimizden. Nefis kekler, masalarında gün boyu bilgisayarlarıyla oturan tipler, bir de tabii ki burundan içeri dolan kahve kokusu var.

 

Place de la Contrescape: Önünden gelip geçenlere bakmayı seviyorsan, bu küçük, yeşillikli, ortasında su akan meydan tam sana göre. Geceleri üniversiteli öğrencilerin de buluşma, tanışma alanı.

 

Comme Chai Toi: Biraz yürüyelim, Seine kenarına doğru gelelim. Hava güzelse bulutların gökyüzünde akışını izlemek için dışarıda oturalım. Tam bir Fransız bistrosundayız. Et ya da somon tartar yemek için de en doğru adreslerden biri. Vanilyalı krem brülesi midede yer ayırmanı öneriyoruz.

 

MARAİS

 

Merhaba o dükkandan bu dükkana girip, elinde torbalarla çıkacağın Rue Vieille de Temps, Rue Franc Bourgeois. Merhaba otomobil trafiğine kapalı Rue des Rosiers üzerinde sandviçlerini tatmadan geçemeyeceğin Schwartz’s Deli. Merhaba akşam buluşmaları için adres bellediğin La Perle. Merhaba canın Meksika yemeği çektiğinde kapısında sıra bekleyeceğin Candeleria! Marais sokaklarına hoşgeldik!

 

Kahvaltı seansı… Le Progres’de Croque Madame (üstüne yumurta kırılmış tost) yemek bir klasik olabilir ama kara buğday ununda yapılmış galette (tuzlu krep) ısmarlamaya, içine mantar, jambon, peynir döktürmeye Breizh’te kaçıyoruz. Kahve & kek ikilisinin fanatiklerinden biriysen de Café Suedois avlusunda seni ağırlıyor. 

 

Kağıt kürek… Defter, kağıt, kartpostal meraklıları! Papier Tigre arkasındaki atölyede yarattığı kırtasiye ürünlerini, öndeki dükkanda satıyor. Harika bir koleksiyon seni bekliyor.

 

Çok teşekkürler Merci! Paris’te en sevdiğimiz dükkanlardan biri Merci. Banyona, mutfağına, çalışma masana her türlü hediyeyi buradan toplayabilirsin. Ayrıca kitapların duvar kağıdı gibi dizildiği kahvesi de öğlen dinlencesi için ideal.

 

Sandviç delileri! L’Improbable veya Florence Kahn şarküteri ürünleri konusunda karşına çıkabilecek en iyi iki dükkan. Hani Basri’nin sandviçi modeli kendine malzemesi bol, ekmeği özel seçki bir şeyler canın çeker diye bu iki adresi vermek istedik. Özellikle L’Improbable bir hangar içine yerleştirdiği karavanı, küçük alanlarda yarattığı oturma gruplarıyla Parisliler’in öğle saatlerinde en sevdiği yerlerden biri olmuş.

 

Öğleden sonra… Rue de Picardie ve Rue Perree’nin kesiştiği meydana doğru alalım seni. Biolojik ürünler kullanarak yemek yaratan Seasons, giysi dükkanı & kahve akımının temsilcilerinden The Broken Arm buralarda.

 

Bistro’da buluşalım! Bizim uzun geziler, denemeler sonrasında kararımız Chez Camille'den yana.

 

Kokteyl seansı! Marais’de bir kokteyl içmeden döndüm deme sakın. Bardan bara gezebilirsin. Lucky Bastard, Pas de Loup, Le Mary Celeste, Chambers of the Curious’u ekle notların arasına.

 

 

CANAL ST MARTİN

 

Point Ephémère’de akşamüstü iş çıkışı buluşulur, hava güzelse bütün arkadaşlar burada toplanır, karnımız acıkınca hamburger sparişi verilir, sonra da konser başlar ve 02:00’ye kadar müziğin sesinde azalma olmaz. Biz Canal St. Martin’le ilk böyle tanıştık, çok sevdik, sonra da daha da yakından tanımak istedik.

 

La Chambre aux Oiseaux: Havuçlu keki hakkında o kadar çok şey duyduk ki, rezervasyon yaptırıp bir Cumartesi sabahı masalarına kurulduk. Söyledikleri doğruymuş ama kahvaltısı da, biraz oturmaya, muhabbete vaktin varsa denenmeli.

 

Ten Belles: Üçüncü dalga kahvenin Canal St. Martin şubesi Ten Belles. Mekan küçük. Karton bardağa doldurup yürüyüşte sana eşlik etmesi için bir Flat White ısmarlamalısın.

 

Le Comptoir General: 'Seyahat ve macera meraklıları için yaratılmış bir mekanız,' kendilerini böyle tanımlıyorlar. Çünkü seyahat sadece başka ülkelere giderek yapılmaz, bazen kendi tarihinde, alt komşunun evinde, iş arkadaşınla hayat konuşmaları içinde yaşanabilir. Bu sebeple seni yan masanda oturanlarla konuşmaya, muhabbete, bitmeyen, daimi bir keşif sürecine davet ediyorlar. Bunu da müzikle çok güzel birleştiriyorlar. İçerisi aslında bir müze olarak da görev yapıyor. Çok az bulunan oyuncaklar, eski zamandan kalma plaklar, seyahaperestlerin yanından ayırmadıkları pusula, harita gibi eşyalar... Biraz erken saatlerde gidip koleksiyonu arasında, müzede gezer gibi mutlulukla gezmeni tavsiye ederiz.

 

L’Institut de Bonte: Yaz geldiğinda Parisliler için Canal St. Martin kenarında ayakkabıları çıkarma, yüzünü güneşe dönme vakti de gelmiş demektir. Bu zamanlarını da genelde kanal kenarındaki dükkanlardan topladıkları meyve, sandviç, kuruyemişlerle piknik yaparak geçirirler. L’Institut de Bonte kanalın son keşiflerinden biri olarak listemize girmeyi başardı. Organik meyve ve sebzelerle yaptıkları çorbalar, sandviçler, fırından taze çıkmış glütensiz ya da beyaz unsuz ekmekler. Enfes!

 

Sol Semilla: Fransızlar çoğunlukla etle beslenir. Bu yüzden vegan restoran bulmak oldukça zor. Sol Semilla hem restoran hem de market olarak acai, mate, guarana, sütsüz milkshake gibi seçenekler sunuyor. Evet, fiyatlar biraz yüksek ama lezzetli bir tabak için değer.

 

Café A: Paris’in avlular içindeki kahvelerine bir örnek Café A. Özellikle mimarlar, mimari öğrencilerinin buluşma, proje konuşma alanı olarak nam salmış. Yazın şezlonglar ve şemsiyelerle yemyeşil bir kumsalda olduğun duygusu yaratıyor.

 

LA VİLLETTE

 

İsveçli peysaj mimarı Bernard Tschumi tarafından 1984-1987 yılları arasında inşa edilen Villette parkı Paris’in mezbahalar olarak bilinen bu bölgesini kalkındırmak için yapılmış bir çalışma.Parkın en büyük aktivitesi yaz aylarında yapılan Villette Sonique. Ama bunun haricinde atölyeler, açık hava sineması, dans gösterileri hatta zaman zaman sirkler için bile açık. Parc de la Villette’in bir kültür merkezi haline gelmesinden sonra da etrafta pek çok yer açılmış, mahalle özellikle sanatçılar için bir mesken olmuş durumda.

 

104: Sokak sanatı, mural meraklıları! Herşeyden önce size buraya alalım! 104 (Yüzdört) çevresinde devam eden şehirleştirme projesi kapsamında duvarlar ünlü sanatçılar tarafından renklendiriliyor. 104 içinde ise plak dinleme geceleri, salon dansları, sanatçı atölyeleri, kitap değiş tokuş günleri, fotoğraf sergileri gibi pek çok aktivite aralıksız devam ediyor.

 

Le Pavillon des Canaux: Şahsına münhasır, eşi benzeri başka yerde karşına çıkmayacak kahve mi istedin? Doğru adrestesin. Bu binanın her odası gerçek bir ev gibi tasarlanmış. Bir bölümde küvette, diğerinde sedirde oturup çalışanlar karşına çıkabiliyor. Mutfakta tam da beş çayına hazır olacak limonlu, portakallı, havuçlu kekler pişiyor.  Zaman zaman yapılan buluşmalarında dünya meseleleri, google’ın son çıkardığı uygulamalar ya da teknolojik dünyanın yenilikleri gibi konular tartışılıyor. Sadece oturmak değil, kendini de geliştirmek için doğru yerdesin.

 

BarOurcq: Her mahallenin bir iş çıkışı toplanma alanı vardır ya. Villette’in de BarOurcq’u var. Cumartesi akşamları çok iyi DJ’lere denk gelebilir, Pazar günü 15:00’ten sonra mekana teşrif eden mahallelilerle tanışabilirsin.

 

 

ST. DENİS / BOURSE

 

Le Tricycle: Vegan, organik, sağlıklı yaşam Parisliler’in de bu aralar en çok ilgisini çeken konulardan. İş edinip öğle saatlerinde, en hızlı ve güzelini nerede buluruz diye araştırınca karşımıza LeTricycle çıktı. Etsiz sosisler, avokadonun her hali, soğan reçeli burada karşınıza çıkacak bazı lezzetler.

 

Blackburn Coffee: Bir kahve için kalkıp mesela Saint-Germain’den taa St.Denis’e kadar yürünecekse, tamam. Orası burası. Dünyanın pek çok yerinden getirdikleri çekirdekleri öğütüp kokusu bir pasaj öteden burnuna dolan lezzetler yaratıyorlar.

 

Twinkie: Bilen bilir. Paris’te kahvaltıcı bulmak kolay iş değildir. O sebeple Twinkie kapısında uzun kuyruklar bekleme ihtimali var. Glütensiz ekmek, Amerikan usulü patates, İngiliz gibi yumurta yapabilen Twinkie bütün gün kahvaltı veriyor. Pancake de var, krep de, kek de, kahve de.

 

Frenchie to Go: Çok iyi hotdog, pek iyi pastırma, nefis balık ve patates kızartması, bu da olur mu deme ama oluyor ıstakoz sandviç. İşte Frenchie to Go’da bütün bunlar çeşit çeşit ekmek içine doluyor ve sana alıp da kanal kenarına götürebileceğin, parkta bir bankta kuş seslerini dinleyerek yiyebileceğin yemekler yaratılıyor.

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET