YEMEKTE - AMSTERDAM

PİKNİK HAVALISI

Yediğim şeyin ötesinde, nerede yediğim de önemli benim. Bazı yerlere insanları için giderim mesela. Önümde bilgisayar açık, yazı yetiştirmeye çalışırken, yan tarafa tanıdıklar oturur. Havadan sudan ya da geyik olarak tabir ettiğimiz muhabbetlerden biri döner. Kahve-çay isteriz. Susarız bir noktada. Konuşmayız daha fazla. Başkasına kapısının önünde bellediğim sandalyesi yüzünden müdavim olurum. İnsanlar gelip geçerken ben dururum. Ötekini sabah, berikini akşamüstü, mermer masalı olanı bir adamı incelediğimden, tahta parkeliyi o kızla sohbet döndüğünden severim.

 

Amsterdam'da da Hotel de Goudfazant aynı etkiyi yarattı üzerimde. Endüstriyel binasından içeri dalıp, beyaz örtülü masalarından birine oturtuldum. Açık mutfağındaki tahtalarda salatalıkları kıyan şeflerin hayatlarını kurguladım: Üç çocuk, mimar bir sevgili, iki köpek, pazar günü kullanmak üzere evin önüne bağlanmış bot.

 

Kızarmış tavuk, yanında tablodan çıkma sebzelerle geldi önüme. Bir Cumartesi akşamında, dev bir avizenin altındaki uzun masalarda, Amsterdam halkı piknik havasında.

 

 

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET