SOKAKTA - STOCKHOLM

SÖDERMALMLİ LEŞTİREMEDİKLERİMİZDEN MİSİNİZ?

Södermalmli erkekleri enine çizgili marin t-shirt'lerinden, yanlarında sürekli gezdirdikleri çocuklarından, uzun boylarından ve tabii ki sükunetlerinden tanıyabilirsiniz. Kadınları için de aynı menü kısa şort, içteki büstiyere ima yapan blüz, sürekli üzerinde gezindikleri bisiklet şemasında geçerli. Mahallede çocuklar ağlamıyor, anne bana pamuk şeker al diye bağırınmıyor, onun yerine buldukları her park alanında takla atıyor, önlerinde bir kalem ya da kağıt yeter, resim çiziyor. Kendi başına olmayı, kendine yetmeyi, kendini sevmeyi çok küçük yaşta öğreniyor.

 

Biz Cihangir, Karaköy, Galata, Çukurcuma taraflarına benzer dedikleri için seçiyoruz Södermalm'i. Ev bulmak, pansiyon aramak, gemide hostel gibi seçeneklerden sonra, Expedia'dan bakayım otellere yine de diyorum. Buranın ana caddesi sayılan Götgatan'ın göbeğinde, geceliği adam başı 150 TL'ye Scandic Malmen oteli çıkıyor karşıma. Bir biranın 20 TL standart olduğu düşünülecek olursa, pek kelepir. Kimse odaları bu kadara kapatmış olduğumuza inanmıyor. Çok gezen şansını yanında götürür. 

 

Otel sadece merkezde olmakla kalmıyor, gece yarım yamalak basınca (burada önüm gündüz, arkam gece meselesine alışacak, saati 18:00 zannederken 22:00 olduğunu anlayacaksınız) öğreneceğimiz üzere yerlilerin de turistlerin de bir tek atmak, hatta kaynaşmak için uğradığı iki bara dönüşüyor. Biz eğence bu kadar dibimizde olmaz, yeni yerler keşfedelim diye çok debeleniyoruz ama kürkçünün dönüp dolaşacağı yer usulü ya yandaki bar Bablon'da bir duble viskiyi zeytin eşliğinde götürüyoruz, ya da otelin Lila barından alınmış Hendrix & Tonik'ler eşliğinde lobide sonlanıyoruz.

 

Saat hesabı Södermalm

 

10:00: Johan & Nyström

Kahveyi uyanmak değil, uyumak amaçlı içen Onur gibi bir karakter olunca yanımızda, deneyimle sabitlenmiş olarak adresi verdi, uğradık. Kapıdan girince karşımda duran kruvasan ve kurabiyelere mi yumulayım, baristanın döktüğü sütten direk bardak üzerinde kalp şeklinde çıkan leziz latte'sinden bir tane daha mı isteyeyim, yoksa şu kapı önünde kitap okumakta olan kızla arkadaşlık mı edeyim? O tatta yani. İçeride 100 gramı 200 TL'den satılan özel bir kahve çekirdeği de varmış. O konuyu Onur daha detaylı anlatıyor olur. Ben evimde hissettim ya mekanda. 

 

11:00: Fotografisca

Pazar günü tekne yarışları yapılan bir kanalın dibindeyim. Bina zaten kendinden güzel, içeride sergi olmasa bile dolaşmaya gelirsin. Şansıma Sally Mann sergisinin ve hikayesinin ortasına düşüyorum. Yarım saat kadının hayatına hayranlıkla baktıktan sonra da en tepede, Bistro'ya. Üzerinde karides, ton balığı, somon ya da yumurta salatası olan smørrebrød'lerden (sandviçin kuzey şubesi) birini kaptım. Yanına da 25 SEK'e, istediğim kadar doldurabileceğim bir kahve bardağı aldım. Kanepeye kurulup, gelen geçeni süzmece faslı başladı. Neyse ki kredi kartını unutmamışım da çıkıştaki dükkandan poster, kitap, kartpostal toplayabilirim. Önemli not: Sally Mann sergisi 30 Eylül'e kadar kalacak. Fırsatın olursa mutlaka git.

 

12:00: Götgatan

İstiklal Caddesi'nin Tünel-Galatasaray arasındaki daha sakin bir bölümündeyim. Sağlı sollu dükkanlar (Hope, Design Torget, H&M, American Appareal); ikinci el mağazaları, şapkacılar, kozmetik mağazaları, güneş altında yanmak isteyen Stockholm'lülerin oturduğu kahveler, müzik yapanlar, bisiklete binenler, kaykay üzerinde şaklabanlık sevenler diziliyor önüme. Tiffany's isminde herhangi bir kahveye oturup etrafı gözlüyorum. Burada herkes çift olarak geziyor. Elimdekiyle yetinemedim, başkasında gözüm var modası çoktan bitmiş. Ne mutlu.

 

13:00: Urban Deli

Pek çok şehir rehberinde, sokak hayatı dergilerinde, arkadaştan arkadaşa atlayan mail'lerde yazıyor Urban Deli hakkında. Bizimkiler gece et yemesine gitmiş, pek memnun dönmemişler ama ben öğle seansından umutluyum. En kötü lokanta tarafı yerine market kısmından sandviçinizi alır, karşınıza çıkacak ilk yeşillik alanda bir bardak şarap eşliğinde kemirirsiniz. Burada parklar ve bahçelerde içki içmek serbest. Endişeniz olmasın.

 

14:00: Cafe String

Eski mobilyalar toplarak oluşturulmuş (bizdeki Gizli Bahçe ya da Arkaoda tipinde) bir yer Café String. Ben tabii ful çeker interneti olduğunu anlayınca daha da ayrılmaz bir bağ kuruyorum kendisiyle. Sonra yakışıklı oğlanlar ve uzun bacaklı kızlar dolmaya başlıyor ortama. Az önce tıka basa doymamış olsam, yanımdaki tostta fena halde gözüm kalıyor. Buradan kalkınca hemen yan kapısında bir kuzey harikası olan ACNE dükkanını göreceksiniz. İndirimde çantalar 750 TL. Gözüm, içim, kalbim kalmadı desem yalan.

 

15:00: Södermannagatan

Bazı sokaklardan her gün geçebilirim, her dükkanına girip çıkar yine de ertesi dün bir kez daha, sırf ahalisini görmek için bile vakit ayırabilirim. Södermannagatan önce başında raflarından defterlerine, robotlarından buz kalıplarına her şeyinin hastası olacağımız Coctail Bar ile merhaba diyor bize; ardından erkeklerin neden bu kadar şık olduğunu kanıtlayacak kadar güzel malları koleksiyonunda toplamış Grandpa dükkanıyla. Yanındaki Fabrique'den taze ekmek alıp, bir kapı ötesindeki İl Caffe'de de kahvemi tek esmer olarak içmişsem, tamamım. Yerli halk arasına karıştım.

 

16:00: Hornsgatan

Bu kadar pahalı bir şehirde yaşamanın tek avantajı, ikinci el mağazalarının bonkör davranması. Hornsgatan ve hemen paralelindeki adının nasıl telaffuz edildiğine dair hiçbir fikrim olmayan Brannkyrkagatan'da Filippa K gibi lokal tasarımcıların Outlet'lerini ya da By Retro gibi pek çok temiz ikinci el mal satan dükkanı bulacaksınız. Arada sırada karşınıza çıkacak olan kuaförler, buradaki adıyla Frisör, vitrinlerinden içeri bakın, pek havalı saçlar kesilmekte. Bu arada vitrin bakması sırasında yaptığım hesaplara göre manikür-pedikür ortalama 200 TL.

 

17:00: Långholmen

Eskiden hapishane adası diye hor görülen bu yeşil alan, 1989'da hapishanenin 112 odalı bir hostele dönüştürülmesiyle cennet kategorisine alınmış. Suyun kahverengiye çalan rengine aldırmazsanız Södermalm halkıyla beraber denize girebilir, ya da en kötü pötikareli örtüleri açıp pikniğe kalabilirsiniz. 

 

18:00: Cafe Rival

Yemek saatini beklemeye gerek yok. Bu şehirde mutlu saatler 5'ten sonra başlıyor. Café Rival'in masalarına doluşmaya başlayan kalabalıkların içki seçiminde de blush ya da beyaz şarap dikkatimi çekiyor.

 

19:00: Södra Teatern

Madem içki saatine geçtik, O halde hızı kesmeyelim, şehrin eski merkezi Gram Stam'e karşıdan bakan Södra Teatern'in terasında birer bira sipariş edelim. Yanında sosis de istersen, iyi gider başlangıç niyetine.

 

19:30: Gondolen

Stockholm’ün bütün kartpostal fotoğraflarının çekildiği Gondolen'e uğramadan olmaz. Aynı zamanda Eriks isminde barı da olan bu bina manzara sevenler için cennet. Akşamüstü güneşinde iyi gider diye düşündüm.

 

20:00: Yemek zili

Aman dikkat. Stockholm'de restoranlar mutfakları 22:00'de kapatıyor. Bu yüzden güneşin batmayışına aldanıp, nasılsa geç gideriz diye planları yapmayın. Yoksa bizim gibi büfeden falafel ve dönere talim olursunuz. Södermalm bölgesi için üç adres vermek isterim, artık seçmesi, yemesi, lezizmiş demesi size kalır. Herman's: Burası bol kepçe usulü bir vejeteryen lokantası. Ama yaptıkları gurme şeflerinden elinden çıkma. Pırasa, patates, bezelye, kereviz gibi basit malzemelerden mükellef sofralar kurmakla ünlüler. Pelikan: Anthony Bourdain'i ağzından salyalar akarken gördüğüme göre Pelikan'da kesin iş var. Körili somon yanında gelen kremalı patates, ya da maydanozlu patates salatasının arkadaşlığında süt danası. Menü sağlam. Anneanne yemekleri usulü. Roxy: Haftaiçi 23:00, haftasonları 01:00'e kadar açık. En büyük artısı bu. İçerisi 70'lerin retro havasından esinlenerek tasarlanmış, çoğunlukla 30 yaş altı genç insanlar yemek yiyor oluyor. Birileriyle tanışmak için ideal derler. Bonus - Garlic & Shots: Burada her şeyin içinde sarımsak var. Eğer midene, nefesine, yanında duracakların sabrına güveniyorsan sarımsaklı şat nasıl olur diye bakmaya gitmelisin.

 

22:00: Skånegatan

Eğer bar hopping sevenlerdensen, ki kim sevmez, 22:00 - 23:00 arasındaki zamanını Skånegatan - Katarina Bangata arasındaki yollarda kafana esene girip çıkarak değerlendirebilirsin.

 

23:00: Trädgården

Aylardan yazsa adresin belli: devasa bir yeşil alan içine kurulmuş olan Trädgården kapısında bekleyen 300-500 kişilik kalabalıklara aldırmayacak, saatler ilerledikçe artan giriş ücretini de sallayacak ve o kapıdan içeri gireceksin. Ya da ne bileyim. Kapıdakilerle dostluk kurmak gibi Türk'üz çözeriz yöntemlerinden birine de başvurabilirsin. Eğer ille de girmek ama beklememek istersen 20:30'da gelip yemeğini yedikten sonra gecenin düşmesini beklemek de mümkün.

 

23:00: Mosebacke

Daha canlı müzik tadında bir şey arayanlardansan, biraz da İsveçli şarkıcılar neler çalmaktaymış diye merak ediyorsan, Mosebacke'ye uğrayabilirsin. 

 

BLOGGER

Hazal Yılmaz
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
ÇGK
ANSİKLOPEDİ
KEŞFET

#çokgezenlerkulübü
FOTOROMAN
KEŞFET